reklam reklam

Dini Sohbet

tufan35

Kayıtlı Üye
MegaForum Üyesi
Profil Bilgileri
Üyelik Tarihi :
14 Ara 2018
Mesajları :
461
Puanları :
360
<Özgürlük>>
Adamın biri ''bilge kral'' olmakla şöhret bulan krala gidip sorar:''Efendim söyleyin bana!Hayatta özgürlük var mıdır?''Kral ''Elbete!''der,''Kaç bacağın var senin ?''Adam soruya şaşırarak''İki efendim!''der.Kral ''Pekala,tek bacağının üstünde durabilir misin?''diye sorunca''Elbette!''diye cevap verir adam.Kral ''O halde hangi bacağının üsatünde duracağına kara ver!.''ADam biraz düşünür ve sol bacağının üstünde durmaya karar verir.''Tamam!''der kral''Şİmdi de öteki bacağını kaldır!:''Adam ''Bu imkansız diye şaşkınlığını belirtir.''Gördün mü?der kral,

''ÖZGÜRLÜK BUDUR.Sadece ilk kararı almakta özgürsün.Ondan sonrasında değiL.Hayat hata kabul etmez!İlk kararın doğruysa işler yolunda gider.Fakat yanlış bir karar aldıysan herşey zincirleme yanlış gider.Bundan böyle isabeli kararlar alıp onları hızla hayata geçirmeye dikkat et!''
 

tufan35

Kayıtlı Üye
MegaForum Üyesi
Profil Bilgileri
Üyelik Tarihi :
14 Ara 2018
Mesajları :
461
Puanları :
360
MÜSLÜMAN ESKİSİ OLMAKTAN KURTUL



bakması içifadeli, iri yarı bir kadın...
- İsmin ne senin?
- Hasene Bacı...
- Yemek, çamaşır, ütü; bunları biliyor musun?
- Eh, bildiğim kadar...
- Ne istiyorsan?
- Ne verirsen...

Ve sabahları gelip akşamları gitmek şartıyla, göl kenarındaki iki katlı evimin işlerini üzerine aldı.
Ben vazifeye gitmek üzereyken geliyor, akşamları, vazifeden dönüşümden biraz sonra gidiyordu.

Yirminci Asırla beraber doğmuş.. Aslı Vanlı... Bu Batı Anadolu bölgesine seferberlikte (Birinci Dünya Harbinin ismi) muhacir olarak gelmiş... İstiklal Savaşında cepheye sırtında sandık sandık cephane taşımış... hiç evlenmemiş.. Ne akraba, ne ahbap, kimsesi yok dâr-ı dünyada... Bütün yakınlarını kaybetmiş Seferberlikte...

Eve sabahları bir gölge gibi girer. Geldiğini, mutfağa benzer ocaklı odadan gelen çanak çömlek seslerinden anlarsınız. Kahvaltınızı, masa diye kullandığınız dört ayaklı rendelenmemiş tahtaya yaydığı örtünün üstüne dizer, çayınızı 'tavşan kan' dedikleri cinsten demler ve sonra karşınıza geçip bir sandığın üstüne oturur ve sizi, garip bir hayvan soyuna bakarcasına seyretmeye koyulur.

Akşam yemeğinizi mutfaktan alıp siz hazırlamaya mecbursunuz... Hasene Bacı, her şeyi düzenleyip, kasaba kenarındaki kulübesine gitmiştir.

Ben bu köy azmanı kasabacıkta kimseyle temas halinde değilim... Sabahleyin Hasene Bacının arkasından vasıta gelip beni alıyor ve köy dışındaki kışlaya bakıyor... Orada da, işimden gücümden başka hiçbir şeye takılmıyor gözlerim... Evimden, yurdumdan, çevremden uzağım; ve bu köy azmanı kasabacığın sokaklarında, büyük şehirden sıçrama çizgiler halinde gördüğüm yerli film afişleri ve bazı reklamlar, müthiş sinirime dokunuyor. Bir acayip sürgünde buluyorum kendimi... Evimin önündeki çivit rengi göl ve etrafındaki sisli dağlar, İstanbul'a arama aşılmaz bir mesafe katmış gibi geliyor bana. Her şey çarşıdaki hırdavatçının vitrinini dolduran sineklerden cicili bicili traş sabunu kutularına ve Hasene Bacının suratına kadar gayet yavan, bayat ve sıkıntılı. Bu köy azmanı sinemalı, radyolu, meyhaneli kasabacıkta, ne şehri buluyorum, ne köyü, ne de Anadolu'yu.. Çamur içinden kamyon geçerken etrafa serptiği zifos gibi asrilik, kasabanın üstünü başını lekeye bulamış ve orada şahsiyet diye bir şey bırakmamış, 'Artık Kapalı Çarşıda turistlere yutturulan aşağılık mallardan biri oldu şahsiyet.' diye düşünüyorum. Uzakta, gölün sol kenarında arpa ambarı haline getirilen bir Selçuklu türbesinin ehramvari zarif kubbesi, benimle aynı fikirde görünüyor.

Birdenbire bir hadise bu yavanlıklar alemindeki ilgisizliğimi kamçılayıverdi. Kasabada tek uğrağım olan, sinameki kakule, tarçın vesaire satıcısı, kır sakallı aktar, 'tavşan kan' çayını karıştırırken bana şöyle dedi:

- Hasene Bac'dan memnun musun?
- Ne var memnun olup olmayacak?
- O senden çok memnun.
- Neye?
- Namazını kılıyorsun diye...
- Garip şey! Bu da sebep mi?
- Öyle deme! Hasene Bacı sırtında bir küfe, dağdan çalı çırpı toplayıp kasabada satar ve onun parasıyla geçinir. Kimsenin de evine gitmez.
- Neye gelmiş bana öyleyse?
- Seni ben sağlık verdim de ondan.. Nasıl bir adam olduğunu anlattım. Sen onun öyle sessiz durduğuna bakma! Derin kadındır o.. Her gece kulübesinde sabaha kadar mum yanar. İçeride ne ettiğini, ne yaptığını kimse bilmez. Kasabalıya sorsan, ermiştir Hasene Bacı...
- Bu tarafını hiç bilmiyordum. Benimle fazla konuştuğu yok..
- Konuşmaz! Yeri gelmeden ağzını açmaz! En çok kızdığı Müslüman eskileridir.
- Ne demek Müslüman eskisi?
- Bugünün Müslüman geçinenleri...
Öğle yemeğinde, Hasene Bacı yine karşıma geçmiş, yine beni süzerken sordum:
- Sen gece evinde ne yapıyorsun?
- Oturup düşünüyorum.
- Ne düşünüyorsun?
- Rabb'imi...
- Hiç uyumuyor musun?
- Uykuda geçiyor ömür.
- Senin için, sabaha kadar namaz kılar, Kur'an okur, zikreder, dediler.
- Doğru söylememişler.. Ben kimim, bu işleri yapacak insan kim?
- Ya Müslüman eskisi dediğin kimler?
- Camileri doldurup da içine giremeyenler... Hepimiz!

Hasene Bacı, birdenbire, o güne kadar kabuğunu delemediğim ve içindeki cevheri göremediğim haliyle, gözümde yepyeni bir mâna alıverdi. Kadının hayatını daha derinden incelemeye koyuldum:

Seferberlikte, annesini, babasını ve kardeşlerini, komiteciler, gözünün önünde kesmişler. Tam kendisine tecavüz edileceği ân, üstü başı paramparça debelenirken bizimkilerin karşı hücumuyla kurtulmuş... Fakat yüreğine iner gibi bir hal olmuş ona... Hayır sahibi bir ihtiyar, onu yanına alıp buralara getirmiş. Sonra da ölüp gitmiş... Hasene Bacı tek başına kalmış. Kendisiyle evlenmek isteyen herkesi savmış... Hep o hal... Ve kendini Allah'a vermiş... İstiklâl Savaşında da 20 yaşlarında bir kızken, bir Cuma namazında caminin kapısına dikilip içeriye avaz avaz seslenmiş:

- Müslümanlar! Kaldırın başlarınızı secdeden! Bozun, zaten bozuk namazlarınız! Allah'a secde edebilmek için evvelâ memleketinizden gâvuru kovun!

Onu duyanlar dehşete düşmüşler. Camidekilerin çoğu çete yazılmış ve düşmana karşı çıkmış... O da onlarla beraber, erkek gibi çalışmakta.. Bir aralık kasabayı, işgal eden Yunan askerlerinin kumandanı onu yanına çağırıp konuşurken herkesin yanında işi sarkıntılığa vurunca, bir köşedeki kasaturayı kapıp çekmiş, siper alıp haykırmış:

- Sen erkek misin bilmem ama ben kadın değilim!

Kumandan ona hiçbir şey yapamamış.

Hasene Bacı, ömrünce eli erkek eline değmemiş kadın.
O gün, bugün karşısına çıkanı ayıplıyor, önüne gelene şu dersi veriyor:

- Müslüman eskisi olmaktan kurtul! Müslüman ol!

Kasaba da, bu içine gömülü ağır başlılığı içinde yarı deli kadını hoş görüyor.
Sevdiği, dükkânına uğradığı, evine girip çıktığı, sofrasına oturmayı kabul ettiği tek adam da, bizim bu sakallı aktar...
Bir gün bana sordu:

- Sen niçin camiye gitmiyorsun da namazlarını evde kılıyorsun?
- Camide gördüğüm edalardan sıkılıyorum. Bir de, öyle haller sarıyor ki, beni, namazda, kendimi göstermemek, tek başına, yalnız kalmak istiyorum.
- Git, git. Camiye git! Halin güzel ama camiye gitmene engel değil...

Cuma namazı... İmam hutbede... Müslümanlar kimi kasketini tersine çevirmiş, kimi başına bir mendil bağlamış, kimi kallâvî (fötr) şapkasını kulaklarına kadar geçirmiş, sallanan omuzlarıyla öğütleri dinlerken, gerilerden, Cumaya gelmemeleri gereken kadınlar tarafından bir ses geldi:

- İmam efendi! Sen ne söylüyorsun, kimlere söylüyorsun?

Herkes korkunç bir şaşkınlık içinde başını çevirmiş, sesin sahibini ararken, birden, Hasene Bacıyı ayakta gördüler:

- Müslümanlığı indirdiniz indirdiniz, gövdenizle yatıp kalkmaya, anlamadığınız şeylere 'Hû!' demeye!.

Telâş anlatılır gibi değil... Başlar birbirini arayıp ne yapmak gerektiğini soruyor.

- Haydi kalkıp dökülün sokaklara!. Sorun Emanete ne oldu? Nerede Müslümanlar?. Nerede Müslümanların diyarı?. Nedir bu köpeklerin bile sürmeyeceği hayat?..
Korku büyük...

Hasene Bacı, elinde iskarpin taklidi lâstik pabuçları, erkeklerin içinden geçerek kapıya geldi ve kendisini dışarıya attı. Hâlâ bağırıyor:

- Siz de Müslüman mısınız be? Müslümanlık kim, siz kimsiniz?

Arkasından iki kişi daha fırladı.

Biri sesleniyor:

- Taharriler de gidiyor. Şimdi yakalayacaklar onu.

Hasene Bacıyı karakolda, iyi kalpliliğiyle tanınan komiserin yanında buldum.
Komiser soruyor:

- Sen böyle laf etmedin değil mi? Müslümanları ayaklanmaya çağırdın, diyorlar. Yok böyle bir şey, değil mi?

Hasene Bacı İstiklâl Savaşında Yunan zabitine çektiği kasaturaya benzer gözlerini komisere dikti:

- Var mı, yok mu, bilmiyorum ama ortada Müslüman yok!

- Sana mı kaldı onları aramak?

- Bundan 40 şu kadar yıl evvel camiye girip Yunanlıya karşı, yine, böyle Müslümanları aradımdı.
- Bulmuş muydun?
- Bulmuştum. Şimdi bulamıyorum!
- Kime karşı arıyorsun da bulamıyorsun?
Ben, hafakanların en çarpıcısı içinde Hasene Bacı, ne karşılık verecek diye bakarken, o, gözleri faltaşı gibi açılmış, cevabını yapıştırdı:
- Şehirliye karşı!
Ertesi günü evime gelmeyen Hasene Bacının ne olduğunu soruşturup öğrendim ki bir gece karakolda kaldıktan sonra, iyi kalpli komiserin tavsiyesiyle yine küfesini yüklenip dağdan çalı çırpı toplamaya gitmiş.. bir daha camiye uğramayacağına dair söz vermesi istenince de şöyle demiş:

- Uğrayıp da ne yapacağım?... İçinde kimse yok ki?..


(1965)
Necip Fazıl KISAKÜREK
 

tufan35

Kayıtlı Üye
MegaForum Üyesi
Profil Bilgileri
Üyelik Tarihi :
14 Ara 2018
Mesajları :
461
Puanları :
360
4 şey..
Şu 4 şeyin değerini ancak aşadaki 4 kimse bilebilir.
1. Gençliğin değerini ancak yaşlılar bilir.
2. Huzurun değerini ancak bela çekenler bilir.
3. Sağlığın değerini ancak hastalar bilir.
4. Hayatın değerini ancak ölüler bilir.
 

tufan35

Kayıtlı Üye
MegaForum Üyesi
Profil Bilgileri
Üyelik Tarihi :
14 Ara 2018
Mesajları :
461
Puanları :
360
YAPILAN İYİLİK KONUŞULMAMALIDIR



Vaktiyle bulunduğu küçük yerde geçim sıkıntısı çeken dürüst ve temiz yaratılışlı genç bir adam, bir gün memleketine çok uzakta bulunan bir şehir merkezine giderek iş bulup çalışmaya, kendine yeni bir hayat düzeni kurmaya karar verdi Bu niyetle vakit kaybetmeden hazırlanıp yola koyuldu Genç adam bu yolculuğu sırasında yorum ve açıklaması kendisi için imkânsız olan bir takım olaylarla karşılaştı

Bunlardan biri şuydu: Bazı kimseler bir tarlaya buğday ekiyorlar, ekilen buğdaylar hemen yetişip olgunlaşıyor, onlar da hiç vakit kaybetmeden hasat ediyorlar, sonra bunları ateşe verip yakıyorlardı

İkinci olarak şuna şahit olmuştu: Bir adam büyük bir taşı kaldırmaya çalışıyor, kaldıramıyor; ama bu taşa bir tane daha ekleyince kaldırabiliyor, bir üçüncüyü ekleyince daha da rahat kaldırabiliyordu

Şahit olduğu bir başka olay da şu idi: Bir adam bir koyuna binmiş, onun üzerine birkaç kişi daha binmiş koşturuyorlar, arkalarından birileri de onlara yetişmek için çabalıyor ama yetişemiyorlardı

Adam bunlarla kafası Karışmış birhalde uzun yolculuğun nasıl geçtiğini anlamadan şehrin kapısına geldi Burada nurani bir ihtiyar kendisini durdurup nereden geldiğini, niçin geldiğini yolculuğun nasıl geçtiğini sordu Adam herşeyi anlattı ve yolda karşılaştığı alışılmamış hadiseleri de serüvenine eklemeyi unutmadı Bunun üzerine ihtiyar bu genç adama rastladığı olayları bir bir açıkladı:

"Senin yolda ilk rastladığın buğday ekip hemen hasat eden ve sonra ateşe verip yakan insanlar, iyilik edip de onu sağda solda konuşarak değerini sıfıra indiren insanları simgeler

Taş kaldırmaya çalışan kimse de şunu anlatır: İnsana ilk işlediği günah ağır gelir, onun altında ezilir Ama ona tevbe etmeden başka günahlar işlemeye devam ederse artık o günahlar ona hafif gelmeye başlar

Koyun ve ona binenlere gelince, koyun cennet hayvanıdır Sırtındakileri cennete taşımaktadır Koyuna ilk defa binen alimlerdir Ondan sonra binenler her sınıftan müminlerdir Bunlara yetişmek için koşanlar ise inançsızlardır
 

tufan35

Kayıtlı Üye
MegaForum Üyesi
Profil Bilgileri
Üyelik Tarihi :
14 Ara 2018
Mesajları :
461
Puanları :
360
Günümüz gençleri:
1- İstikrarsızlar, daldan dala atlıyorlar. Halbuki başarının bir sırrı da sebat etmek, beklemesini bilmektir.
2- Tahammülsüzler, çileye ve sıkıntıya gelemiyorlar. Halbuki “Deha çilenin arkadaşıdır.” Çilesini çekmediğin başarıyı haketmiş sayılmazsın.
3- Hazırcılar, kolay ve beleş yoldan başarmak istiyorlar. Halbuki hiç kimse insanın beynine sihirli bir değnekle dokunup o kişiyi mutlu ve başarılı bir hale getiremez.
4- İdealist değiller,küçük hesap yapıyorlar. Halbuki günü kurtarmak sürünün bir parçası olanların özelliğidir,lider ve önderlerin değil.
5-Kararsızlar.adımlarını hep sürüncemede bırakıyorlar.Halbuki 7 milyar insanla Einstein arasındaki incecik perde, kararsızlıktır.
6- Cesaretsizler,riskten ödleri kopuyor. Halbuki hayatta en büyük risk riske girmemektir; 7 milyar insanla Bill Gates arasındaki incecik perde, cesaretsizliktir.
7- Karamsarlar,olumsuza ve felaket tellallarına kendilerinden fazla inanıyorlar. Halbuki bardağın dolu tarafını görmeyen, problemleri fırsat bilmeyen kaybetmeye mahkumdur.
8- Dağınıklar,madde ve mana planında derli toplu değiller. Halbuki kainatta herşey bir düzen ve intizam dahilinde hareket eder,kainatta tesadüfe tesadüf edilmemiştir.
9- Zaman yönetimini yapamıyorlar,zaman katillerinin tuzağına düşüyorlar.Halbuki “Başarıda zamana oranlanır emekler/Bu formülü bilmeyen ömür boyu emekler!”
10- Tembeller,meşgul görünüyorlar ama aslında pek bir şey yapmıyorlar.Halbuki “Dehanın %99’u ter, %1’i ilhamdır.”
11- Hayalperestler,proje gibi hayal kuramıyorlar.Halbuki başarı ve mutluluk için dilek ve istekleri “hedef” e dönüştürmek gerekir.Ham hayal vakit israfıdır; proje gibi hayal, yazılı,mantıklı ve uygulanabilir özelliklerine sahip hayaldir.
12- Fazla duygusallar,muhabbetlerine akıl katamıyorlar.Halbuki “Herkes layık olduğu makama aşıktır.”
13- Durgunlar,iç dinamiklerini dinamitleyemiyorlar. Halbuki harekette bereket vardır.
14- Uygulamıyorlar,sadece ve sadece beyin harddisklerini doldurmakla yetiniyorlar.Halbuki “Beyin doldurulması gereken bir kap değil tutuşturulması gereken bir ateştir.”
15- Fazla medyatikler,boş şeylere ilgi duyuyorlar;hayata magazin gözlüğü ile bakıyorlar.
 

tufan35

Kayıtlı Üye
MegaForum Üyesi
Profil Bilgileri
Üyelik Tarihi :
14 Ara 2018
Mesajları :
461
Puanları :
360
HZ. ÖMER (R.A.)’DEN NASİHATLER



1. Sana kötülük yapan kimseyi ona iyilik yaparak cezâlandır.

2. Hakîkatı anlayana kadar din kardeşinin davranışını iyiye yor.

3. Müslüman kardeşinin ağzından çıkan bir lakırdıyı iyiye yorman mümkün oldukça kötüye yorma.

4. Kendini töhmet altında bırakacak işlere mübâşeret eden, kendisi hakkında kötü düşünenleri kınamasın.

5. Sırrını gizleyen murâdına erer.

6. Sâdık arkadaşlar edin, gölgelerinde yaşarsın. Çünkü sâdık dostlar, huzurlu anlarda süs, sıkıntılı demlerde silahtır.

7. Seni ölüme götürse de doğruluktan ayrılma.

8. Seni ilgilendirmeyen işe karışma.

9. Henüz vukû’ bulmamış şeylerden sorma.

10. İhtiyâcını, onu gidermeni istemeyenlere iletme.

11. Yalan yere yemîni hafîfe alma, Allah seni helâk eder.

12. Kötülüklerini öğrenmek düşüncesiyle de olsa fâcirlerle arkadaş olma.

13. Düşmanlarından uzak dur.

14. Güvenmediğin dostlarından sakın. Güvenilir kimse de Allah’tan korkandır.

15. Mezarlıklarda derin saygı içinde ol.

16. Tâat ânında kendini zavallı gör.

17. Günah işlemek istersen sonunu düşün.

18. Herhangi bir işinde, Allah’tan korkanlarla istişâre et. Zîrâ Allah: Meâlen “Allah’tan, kulları arasında yalnız âlimler korkar,” buyurur. (Hayatü’s-Sahâbe 4-209/211)
 
Üst