Hoş Geldin, Ziyaretçi!

Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için foruma kayıt olmalı yada giriş yapmalısınız. Forum üye olmak tamamen ücretsizdir.

DarkWoman

Kayıtlı Üye
MFC Üyesi
Konum
Stuttgart
  • Üyelik Tarihi
    27 Kas 2019
  • Mesajları
    9,323
  • MFC Puanı
    46,692
  • MFC Seviyesi

Şair Yusuf, İstanbul’a gelir ama İstanbul’da tanınmaz edilmez. Kendisine civarı gezdirmesi için bir mihmandar olacak olan arkadaş ile tanışır. Nereye gitmek istediği sorulunca, Yusuf şairlerin meclisine gitmek istediğini söyler.

Mihmandar, oraya gittiğinde köyden gelmiş olduğu her halinden anlaşılacak, oralarda iki lafı bir araya getiremez, usulü, erkanı bilmez diye endişelenir. Bu durum meclistekilere açılınca meclistekiler biz birkaç beyit okuruz, kendisine gelince bir şey söyleyemez, utanır, biz de onun şairliğine bir şey söylememiş hem de gururunu kırmadan burada olmaması gerektiğini anlatmış oluruz, derler.

Mecliste gidilir. Tanışma faslından sonra ilk sırada yer alan şair şiiri okumaya başlar.

Şiirin ilk mısraı Arapça, ikinci mısraı Farsça’dır. Elâ yâ eyyuhessâkî! Edir ke’sen ve nâvilhâ Ki aşk âsân nemûd evvel velî üftâd müşkilhâ

Ey saki, şarap kadehini döndür, dolaştır, bana da ulaştır; Zira önceleri aşk kolay göründü, fakat zorluklar ortaya çıktı anlamında. Yani zahiren manasına bakınca Ey saki, aşk işini kolay zannettik ama öyle değilmiş, düştük bir belaya çıkamıyoruz; getir bari aşk şarabını içelim manasını çıkarabiliriz.

Sıra ikinci şaire gelir. O da plan gereği aynı gazelden sonu “ha” ile bitme kurallı bir beyit daha okur. Beyit tamamen Farsça’dır.
Merâ der menzil-i cânân çi emn-i eyş çün her dem Ceres feryâd mîdâred ki berbendîd mahmilhâ


Şiirde geçen “ceres” kelimesi kervanlarda en arkada bulunan devenin boynuna asılan çan demektir. Ceres çöl yolculuğu sırasında kervanı kaybetmemek için yolculara rehberlik eder. Çıkardığı ses ile yolcular geri kalsa bile kervanı kaybolmadan bulabilir.


Leyla ile Mecnun hikâyesinde bir kervan Leylâ’nın köyüne ulaşmak üzere yolda hareket ediyor. Mecnun da Leyla’yı görürüm umuduyla kervanı takip ediyor. Kervandakiler meczup diye yaklaşsa taşlıyorlar, dövüyorlar. Çok fazla uzaklaşsa, yalnız kalsa helâk olacak. Ama sesi kaybederse de hepten mahvolacak. Devamlı müteyakkız hâlde kervanı takip ediyor.


Beyitte de şair sevgiliye giden yolun konaklarında nasıl istirahat edilebilir, nasıl zevk-ü safaya dalınabilir? Ceres, yüklerinizi toplayın diye feryat edip durmaktadır. Benim de yolculuğumda refakat eden ceres kalbimin tik taklarıdır!


Mecliste bulunanlara kulpsuz fincanda kahve dağıtıldı. Mecliste bulunanlar Yusuf’un kulpsuz fincandan kahveyi içip içemeyeceğini sınayacaklardı.

Yusuf ilk iki beyti dinledi ve bir yandan kahvesini içip bir yandan “Hâ” redifiyle aşağıdaki beyti anladığı Arapça ve Farsça dillerinde değil Türkçe söylemeyi diledi;

Dutup ke'sin kenârından nezâket-birle höpürdet Desinler gahve içmekde bu emmi amma mâhir hâ!

Kasenin kenarından tutup nezaketle öyle bir kahveyi höpürdet ki, bu emmi kahve içme konusunda ustaymış ha


Meclistekiler utandılar ve büyük ayıp ettiklerini anladılar. Böylece 17. yüzyıla damgasını vuran ve Urfa’dan İstanbul’a göçen bu şair göz bebekleri oldu. Yusuf ise Nabi’nin ta kendisidir.