- Konum
- Karı$ık..
-
- Üyelik Tarihi
- 7 Mar 2013
-
- Mesajlar
- 2,021
-
- MFC Puanı
- 297
Kitabın Adı : Vatan Yahut Silistre
Yazarı : Namık Kemal
Kitabın Özeti
KONUSU: Siliistre bugünkü Bulgaristanda Tuna ırmağının kıyısında, bir kenttir. 1388 yılında Türkler tarafından fethedilen Silistre, 1853-1856 Kırım Savaşı sırasında çok kalabalık bir Rus ordusu tarafından kuşatılmış, Musa Hulusi Paşa kumandanlığındaki Türk kuvvetleri kırk gün boyunca, kaleyi kahramanca savu*nurlar.
Kitapta, asıl verilmek istenen Vatan Sevgisidir. Bunun ya*nında, Silistre Kalesİne yardıma koşan gönüllüler ve bunlardan İslam Bey ile Zekiyenİn aşkı da anlatılmaktadır.
Kısa Özeti
İslam Bey, gönüllü olarak orduya gideceğinden dolayı uzaktan sevmekte olduğu Zekiye ile vedalaşmak üzere onun odasına girer. Zekiyeye, kendisi hakkında beslediği sevgiyi anlatır. Kız da ona karşı kayıtsız olmadığı gibi, onun arkasından o da erkek elbisesi giyerek gönüllüler takımına karışır, Silistreye kadar gider. Silistrede kuşatma altında kalırlar. Bu arada İslam Bey yaralanır, ona, Âdem ismini almış olan Zekiye bakar. Yaralı olduğu halde İslam, yanında Abdullah Çavuş ve Zekiye ile düşman cephanesini ateşlemek üzere giderler. Dönüşlerinde düşman kuşatmayı kaldırıp çekilmiş vaziyette bulurlar. Kumandan Sıtkı Bey de. Zekiyenin vaktiyle bir namus meselesinde itaatsizlik ettiği için keçe külah edilmiş olduğundan asıl adı olan Ahmeti değiştirip Sıtkıyı kullanarak yeniden askerlikte rütbesi kazanmış olan babası çıkar. İslam ile Zekiyenin düğünleri kazanılan savaşın mutluluğuyla birlikte yapılır.
GENİŞ ÖZETİ:
Birinci Perde:
Zekiye, odasında uzanmış kendi kendine İslam Beye olan aşkını anlatmaktadır. İslam Bey ise, bu sırada, veda etmek için Zekiyenİn penceresi etrafında dolanmaktadır. Sesi duyunca, kendisini gösterir. Zekiye utanmıştır.
İslam Bey, Silistreye yardıma giden gönüllülerden olmaya kararlıdır. Bunu Zekiyeye söyleyince, sevgisi çok büyük olan Zekiyenİn, haliyle üzüntüsü de büyük olmuştur. Bu yüzden İs*lam Beyi bu kararından vazgeçirmeye çalışır. İslam Bey ise ataları arasında tam kırk iki şehit bulunduğunu, bu kadar şehidi olan bir ailenin ferdine kaçmanın yakışmayacağını belirtir.
Zekiye ise kardeşini şehit vermiş, yıllar önce cepheye giten babasından ise yıllardır bir haber alamamıştır.. Şimdi de hayatta tek sevdiği İnsandan ayrılmak, ona kat be kat zor gelmektedir. Yine de, onu sevgi ile uğurlar. İslam Bey, Yaşasın vatan ! diyerek Zekiyenİn yanından ayrılır.
İslam Bey, Zekiyenİn yanından çıktıktan sonra, dışarıda kendisini bekleyen gönüllülerin yanına gelir ve Beni seven peşim*den gelsin diyerek yola düşer.
Biraz sonra Zekiye de erkek kılığına girer ve İslam Beyin git*tiği yoldan takip eder.
İkinci Perde:
Gönüllüler, Silistre Kalesindedirler. Zekiye de içlerindedir. Miralay Sıtkı Bey, ölüm ve kalım günlerinin sayılı olduğunu, isteyenin gidebileceğini söyleyince, gönüllülerden birisi madem gidecektik de buraya neden geldik diyerek bütün arkadaşları adına kararlılıklarını vurgular. Zekiyeyı çocuk diye göndermek isterler*se de, ısrarlı turumu sayesinde vazgeçerler
Çatışma bütün şiddetiyle başlar. İslam Bey yaralanmıştır. Zekiye onu tanıdığı için hemen yanına koşar, İslam Bey Zeki*yenİn kollarında bayılır.
Zekiye, tedavisi için yanında revire gider,
Miralay Rüstem Bey ile Sıdkı Bey ise gelmişten geçmişten derin bir sohbete dalarlar.
Üçüncü Perde:
İslam Bey, hasta yatağında devamlı sayıklamakta, Zekiye ümit ve endişe ile başında beklemektedir. Günler sonra gözlerini açtığında Zekiyeyi görünce, şaşırır. Zekiye kendisini saklamaya Çalışsa da fazla direnemez ve iki sevgili konuşmaya başlarlar.
Düşman ise hedefine adım adım yaklaşmaktadır. Kaleyi ele geçirmesi an meselesidir. Tek çare olarak, kaleden çıkıp düşman cephaneliğini ateşlemek gözükmektedir. Bu iş için İslam Bey yara*lı hali ile Öne çıkar. İkinci öne çıkan kişi ise Zekiyedir. Yanlarına bir de Abdullah Çavuşu katarlar. Sıdkı Bey Zekiyeye çok dikkatli bakar ve Oğlum mezarda yatıyor der. Zekiyeyi oğluna çok benzetmiştir.
Dördüncü Perde:
Aradan günler geçmiş, düşman toparlanmaya başlamıştır. Sıdkı Bey, çocukları düşman içine gönderdiğine bin kere pişman olmuş vaziyette dolanıp durmaktadır. Nihayet, Abdullah Çavuş görünür ve olanları anlatır. Anlattıklarından, İslam Beyin büyük bir kahramanlık ve fedakârlık örneği göstererek düşmana büyük kayıp verdiği anlaşılmaktadır. Bu konuşma sürerken, İslam Bey, kelinde kırık kılıcı ile çıkagelir, tabii Zekiye de arkasından.
Sıdkı Bey coşku ile İslam Beyi evladım diyerek kucaklayıp alnından öper. İslam Bey de onun ellerinden. Sonra Sıdkı Bey, çocuğun nerede olduğunu sorar. İslam Bey, Sıdkı Beye bütün olup biteni anlatır. Sıdkı Bey kızı yanına getirmesini söyler. Sıdkı Bey, Zekiyeye sorduğu suallere aldığı cevaplardan kendi öz kızı olduğunu; Zekiye de yüzündeki duruşun aynı ninesi ve abisinin yüzündeki duruş olduğunu görerek, Sıdkı Beyİn öz babası oldu*ğunu anlar. Baba kız kucaklaşırlar. Sevinçlerine diyecek yoktur.
Bu esnada, Abdullah Çavuş eratın önüne düşmüş, onları Arş Yiğitler Vatan İmdadına marşını söyleterek yürütmektedir. Sıdkı Beyin önüne gelince dururlar. Sıdkı Bey erat önünde şu tarihi konuşmayı yapar:
Arslanlanml Doksan gündür çekmediğiniz belâ, görmediğiniz ce*fâ kalmadı. Osmanlıların namusunu göklere çıkardınız. Vatan sizden hoşnuttur. ..Vatanımızın faydasını koruduk, yine de koruruz. Her za*man koruruz. Biz her zaman bu yolda ölmeye hazırırz. Yaşasın vatan! Yaşasın Osmanlılar!
Askerler de hep bir ağızdan: Yaşasın vatan! Yaşasın Osmanlı*lar! dîye haykırır ve perde kapanır.
Yazarı : Namık Kemal
Kitabın Özeti
KONUSU: Siliistre bugünkü Bulgaristanda Tuna ırmağının kıyısında, bir kenttir. 1388 yılında Türkler tarafından fethedilen Silistre, 1853-1856 Kırım Savaşı sırasında çok kalabalık bir Rus ordusu tarafından kuşatılmış, Musa Hulusi Paşa kumandanlığındaki Türk kuvvetleri kırk gün boyunca, kaleyi kahramanca savu*nurlar.
Kitapta, asıl verilmek istenen Vatan Sevgisidir. Bunun ya*nında, Silistre Kalesİne yardıma koşan gönüllüler ve bunlardan İslam Bey ile Zekiyenİn aşkı da anlatılmaktadır.
Kısa Özeti
İslam Bey, gönüllü olarak orduya gideceğinden dolayı uzaktan sevmekte olduğu Zekiye ile vedalaşmak üzere onun odasına girer. Zekiyeye, kendisi hakkında beslediği sevgiyi anlatır. Kız da ona karşı kayıtsız olmadığı gibi, onun arkasından o da erkek elbisesi giyerek gönüllüler takımına karışır, Silistreye kadar gider. Silistrede kuşatma altında kalırlar. Bu arada İslam Bey yaralanır, ona, Âdem ismini almış olan Zekiye bakar. Yaralı olduğu halde İslam, yanında Abdullah Çavuş ve Zekiye ile düşman cephanesini ateşlemek üzere giderler. Dönüşlerinde düşman kuşatmayı kaldırıp çekilmiş vaziyette bulurlar. Kumandan Sıtkı Bey de. Zekiyenin vaktiyle bir namus meselesinde itaatsizlik ettiği için keçe külah edilmiş olduğundan asıl adı olan Ahmeti değiştirip Sıtkıyı kullanarak yeniden askerlikte rütbesi kazanmış olan babası çıkar. İslam ile Zekiyenin düğünleri kazanılan savaşın mutluluğuyla birlikte yapılır.
GENİŞ ÖZETİ:
Birinci Perde:
Zekiye, odasında uzanmış kendi kendine İslam Beye olan aşkını anlatmaktadır. İslam Bey ise, bu sırada, veda etmek için Zekiyenİn penceresi etrafında dolanmaktadır. Sesi duyunca, kendisini gösterir. Zekiye utanmıştır.
İslam Bey, Silistreye yardıma giden gönüllülerden olmaya kararlıdır. Bunu Zekiyeye söyleyince, sevgisi çok büyük olan Zekiyenİn, haliyle üzüntüsü de büyük olmuştur. Bu yüzden İs*lam Beyi bu kararından vazgeçirmeye çalışır. İslam Bey ise ataları arasında tam kırk iki şehit bulunduğunu, bu kadar şehidi olan bir ailenin ferdine kaçmanın yakışmayacağını belirtir.
Zekiye ise kardeşini şehit vermiş, yıllar önce cepheye giten babasından ise yıllardır bir haber alamamıştır.. Şimdi de hayatta tek sevdiği İnsandan ayrılmak, ona kat be kat zor gelmektedir. Yine de, onu sevgi ile uğurlar. İslam Bey, Yaşasın vatan ! diyerek Zekiyenİn yanından ayrılır.
İslam Bey, Zekiyenİn yanından çıktıktan sonra, dışarıda kendisini bekleyen gönüllülerin yanına gelir ve Beni seven peşim*den gelsin diyerek yola düşer.
Biraz sonra Zekiye de erkek kılığına girer ve İslam Beyin git*tiği yoldan takip eder.
İkinci Perde:
Gönüllüler, Silistre Kalesindedirler. Zekiye de içlerindedir. Miralay Sıtkı Bey, ölüm ve kalım günlerinin sayılı olduğunu, isteyenin gidebileceğini söyleyince, gönüllülerden birisi madem gidecektik de buraya neden geldik diyerek bütün arkadaşları adına kararlılıklarını vurgular. Zekiyeyı çocuk diye göndermek isterler*se de, ısrarlı turumu sayesinde vazgeçerler
Çatışma bütün şiddetiyle başlar. İslam Bey yaralanmıştır. Zekiye onu tanıdığı için hemen yanına koşar, İslam Bey Zeki*yenİn kollarında bayılır.
Zekiye, tedavisi için yanında revire gider,
Miralay Rüstem Bey ile Sıdkı Bey ise gelmişten geçmişten derin bir sohbete dalarlar.
Üçüncü Perde:
İslam Bey, hasta yatağında devamlı sayıklamakta, Zekiye ümit ve endişe ile başında beklemektedir. Günler sonra gözlerini açtığında Zekiyeyi görünce, şaşırır. Zekiye kendisini saklamaya Çalışsa da fazla direnemez ve iki sevgili konuşmaya başlarlar.
Düşman ise hedefine adım adım yaklaşmaktadır. Kaleyi ele geçirmesi an meselesidir. Tek çare olarak, kaleden çıkıp düşman cephaneliğini ateşlemek gözükmektedir. Bu iş için İslam Bey yara*lı hali ile Öne çıkar. İkinci öne çıkan kişi ise Zekiyedir. Yanlarına bir de Abdullah Çavuşu katarlar. Sıdkı Bey Zekiyeye çok dikkatli bakar ve Oğlum mezarda yatıyor der. Zekiyeyi oğluna çok benzetmiştir.
Dördüncü Perde:
Aradan günler geçmiş, düşman toparlanmaya başlamıştır. Sıdkı Bey, çocukları düşman içine gönderdiğine bin kere pişman olmuş vaziyette dolanıp durmaktadır. Nihayet, Abdullah Çavuş görünür ve olanları anlatır. Anlattıklarından, İslam Beyin büyük bir kahramanlık ve fedakârlık örneği göstererek düşmana büyük kayıp verdiği anlaşılmaktadır. Bu konuşma sürerken, İslam Bey, kelinde kırık kılıcı ile çıkagelir, tabii Zekiye de arkasından.
Sıdkı Bey coşku ile İslam Beyi evladım diyerek kucaklayıp alnından öper. İslam Bey de onun ellerinden. Sonra Sıdkı Bey, çocuğun nerede olduğunu sorar. İslam Bey, Sıdkı Beye bütün olup biteni anlatır. Sıdkı Bey kızı yanına getirmesini söyler. Sıdkı Bey, Zekiyeye sorduğu suallere aldığı cevaplardan kendi öz kızı olduğunu; Zekiye de yüzündeki duruşun aynı ninesi ve abisinin yüzündeki duruş olduğunu görerek, Sıdkı Beyİn öz babası oldu*ğunu anlar. Baba kız kucaklaşırlar. Sevinçlerine diyecek yoktur.
Bu esnada, Abdullah Çavuş eratın önüne düşmüş, onları Arş Yiğitler Vatan İmdadına marşını söyleterek yürütmektedir. Sıdkı Beyin önüne gelince dururlar. Sıdkı Bey erat önünde şu tarihi konuşmayı yapar:
Arslanlanml Doksan gündür çekmediğiniz belâ, görmediğiniz ce*fâ kalmadı. Osmanlıların namusunu göklere çıkardınız. Vatan sizden hoşnuttur. ..Vatanımızın faydasını koruduk, yine de koruruz. Her za*man koruruz. Biz her zaman bu yolda ölmeye hazırırz. Yaşasın vatan! Yaşasın Osmanlılar!
Askerler de hep bir ağızdan: Yaşasın vatan! Yaşasın Osmanlı*lar! dîye haykırır ve perde kapanır.