Cuma Hutbeleri

Herkül

Canım Dedem
Yönetici
Genel Sorumlu
Profil Bilgileri
Üyelik Tarihi :
4 Haz 2013
Bulunduğu Yer :
BERGAMA
Mesajları :
31,728
Puanları :
15,862
4 Ekim 2019 Cuma Hutbesi


DÜNYA EVİMİZ BİZE EMANETTİR

Muhterem Müslümanlar!İbretle baktığımızda görürüz ki, küçük bir karıncadan, yörüngesinde akıp giden devasa gezegenlere kadar etrafımızdaki bütün varlıklar Cenâb-ı Hakk’ın eseridir. Rabbimiz, eşsiz gücü ve benzersiz sanatıyla kâinatta bin bir çeşit canlı yaratmıştır. Bunların her biri nimettir ve her nimet emanettir. Hutbeme başlarken okuduğum ayet-i kerimede, bu gerçek şöyle ifade edilmektedir: “Allah, göklerdeki ve yerdeki her şeyi kendi katından bir nimet olarak sizin hizmetinize vermiştir. Elbette bunda düşünen bir toplum için deliller vardır.”1

Kıymetli Müminler

Varlığa değer biçen Allah’tır. Cenâb-ı Hak, mahlûkatı anlamsız ve boş yere yaratmamış; “Biz yeri, göğü ve arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık.”2buyurmuştur. Kâinat, her zerresi ayrı bir anlam taşıyan, dengeli ve muhteşem bir bütündür. Hayat bulduğumuz bu dünyada her bir varlığın ayrı bir gayesi ve değeri vardır.

Değerli Müslümanlar

Allah, kendi zatından uzak ve bağımsız bir evren var etmemiştir. Bütün varlıklar Allah’ı anlatır; O'nun mülküdür. Varlık âleminin kontrolü O’na aittir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır: “Göklerde ve yerde bulunanlar, her şeyi ondan talep eder. O, her an yaratma halindedir. O halde, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”3Şu halde, çevremize karşı olan sorumluluğumuz, Rabbimizin eserine ve mülküne olan saygımızın gereğidir. Allah’ın koyduğu kanunlara aykırı davranarak tabiata zarar vermek ise, Cenâb-ı Hakk’a karşı sorumluluğumuzu ihmal etmek demektir.Aziz Müminler!Bizler, bir dağa bile muhabbet nazarıyla bakan, “Uhud bizi sever, biz de onu severiz”4 buyuran bir Peygamberin ümmetiyiz. “Birinizin elinde bir fidan varken kıyamet kopuyor olsa bile derhâl onu diksin!”5 buyuran Sevgili Peygamberimizi rehber ediniriz. Bütün hayvanların haklarını gözetmeleri hususunda ashabını sürekli uyaran Peygamberimizi örnek alırız.

Kıymetli Müslümanlar

Bir taraftan tonlarca ekmeğin çöpe atıldığı diğer taraftan açlık sebebiyle birçok insanın hayatını kaybettiği acı bir çağı yaşıyoruz. Ne yazıktır ki günümüzde dünyevî hırslarının esiri olan insanoğlu, çevresiyle dostça, adil ve insaflı bir ilişki kuramadı. Bütün canlılara nefes kaynağı olan ormanları yaktı, karnımızı doyurduğumuz toprakları çölleştirdi, suya kandığımız nehirleri kirletti.Medeniyetimizde bir ekmek kırıntısının dahi yere atılması hoş karşılanmazken tonlarca gıdanın çöpe atılmasına daha ne kadar rıza göstereceğiz? Geri dönüşüm imkânı olan atıkları, umursamaz bir tavırla çöp tenekelerine daha ne kadar hapsedeceğiz? Oysa çevremize sevgi ve şefkatle davrandığımız ölçüde bizler de huzur ve sağlık içinde yaşayacağız. Aksi halde zarar görecek olan sadece tabiat değil, bizatihi bizler olacağız. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de insanoğlu şöyle uyarılır: “İnsanların kendi elleriyle yapıp ettikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu; böylece Allah, hata ve yanlışlarından vazgeçsinler diye işlediklerinin bir kısmını onlara tattırıyor.”6

Muhterem Müminler

Bizler, engin bir merhamet sahibi olan Allah’ın yeryüzündeki halifeleriyiz. Halife olmak, sorumluluğun adıdır; yeryüzünün efendisi değil koruyucusu olmaktır. Halife olmak, yeryüzünü Allah’ın rızasına uygun bir şekilde kullanmaktır. İfsat etmemek, zarar vermemektir.O halde, yaratan ve yöneten Rabbimizin bizlere emaneti olan çevremize karşı duyarlı olalım. Gün gelip emanetin sahibi olan Rabbimize hesap vereceğimizi aklımızdan çıkarmayalım. Yeryüzünün sadece insanların değil bütün canlıların hayatalanı olduğunu bilerek yaşayalım.Hutbemi bitirirken bir hususu hatırlatmak istiyorum. Önümüzdeki Pazar günü sabah namazından sonra Camiler ve Din Görevlileri Haftası münasebetiyle bütün camilerimizde siz kıymetli cemaatimizle beraber fidan dikimi gerçekleştireceğiz. Sizleri ailelerinizle birlikte bu hayırlı faaliyete katılmaya davet ediyoruz.

1 Câsiye, 45/13.
2 Enbiyâ 21/16.
3 Rahmân 55/29,30.
4 Buhârî, Meğazi, 82.
5 İbn Hanbel, III, 184.
6 Rûm, 30/41.


Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
 

Herkül

Canım Dedem
Yönetici
Genel Sorumlu
Profil Bilgileri
Üyelik Tarihi :
4 Haz 2013
Bulunduğu Yer :
BERGAMA
Mesajları :
31,728
Puanları :
15,862
18 Ekim 2019 Cuma Hutbesi


DUALARIMIZ MEHMETÇİĞİMİZ İÇİN

Aziz Kardeşlerim

Bu mübarek saatte, bu icabet ve bereket vaktinde bir tanıdığımdan bahsedeceğim size. “Vatan” deyince gerisini unutuveren bir delikanlıdan...
Siz de bileceksiniz; adını Fahr-i Kâinat’ın adıyla anıp “Mehmetçik” dediğimiz kahramandır o... Bazılarınız onu tarih sayfalarından tanırsınız. Güçlü, atılgan, zeki, becerikli ve gözü pekti. Daima ön safta olmak isterdi. Durmazdı, durmak nedir bilmezdi. Cepheden cepheye koşarken arkasında bazen bir bacağını, bazen bir kolunu, bazen bir gözünü bırakır, ama vatan sevgisini daima ileride, en önde tutar, “Vatan sağ olsun!” derdi, “Yeter ki vatan sağ olsun!”

Kıymetli Müslümanlar

Peygamberimiz buyuruyor ki, “Allah, sadece kendi yolunda cihad etmek ve kelime-i tevhidi doğrulamak üzere sefere çıkan kimseyi cennete sokmaya veya çıktığı evine sevap ve ganimet ile döndürmeye kefil olmuştur.”1 Mehmetçiğimiz bu muştuyla yine yürüdü. Mevsimlerden en çok baharı, aylardan en ziyade Ağustos’u severdi ama şu Ekim günlerinde de yürüdü. Terörden bunalanlara barış, huzuru kaçırılanlara huzur, yüreği tutuşanlara serinlik dağıtmak üzere...

Barış Pınarı dedi yürüyüşünün adına. Yanında da arkadaşları, eşten dosttan tanışları, kardeşleri... Kimimizin evladı, kimimizin kardeşi... Bizim çocuklarımız, hepimizin ciğerpareleri...

Aziz Müminler

Mehmetçik, geceleri gündüze, gündüzleri geceye sığdırmak için zamanı ve mekânıunutmuş koşuyor... Mehmetçik, teriyle ve kanıyla dünya tarihini yeniden yazıyor. Onun kanını bıraktığı sınırlarımızda, yalnızca ülkemizin değil, bütün insanlığın kaderi hercü mercden kurtuluyor.

Bu öyle bir insanlık mücadelesi ki, “Gevşemeyin, üzülmeyin. Eğer iman etmişseniz üstün olan sizlersiniz.”2 buyuran Yüce Kitabımız, barış yolunda kahraman ordumuza umut oluyor. Bu öyle bir iman ve vatan aşkı ki, Kur’an bu aşkla toprağa düşen canları şöyle anlatıyor: “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın. Bilâkis onlar diridirler; Allah’ın lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir hâlde Rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar. Arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan şehit kardeşlerine de hiçbir keder ve korku bulunmadığı müjdesinin sevincini duymaktadırlar.”3

Değerli Kardeşlerim

Hiç şüpheniz olmasın ki, Cenâb-ı Hakk’ın yardımıyla, hainlerin oyunları bozulacak, zalimlerin tuzakları ayaklarına, hileleri başlarına dolanacaktır. Mehmetçik siperleri tuttukça, bütün düşmanlarımızın da, onların içimize
saldıkları zavallıların da hayalleri hakikatlerimize; tuzakları imanımıza çarpacak, kışkırttıkları terör selinin içinde kendileri boğulacaktır. Ordumuz barış uğruna ilerledikçe, ay yıldızlı bayrağımızın gölgesinde masumlar, kadınlar, çocuklar güven ve huzura kavuşacaktır.

Aziz Müminler

Mehmetçik ki, bir sancağın gölgesinde, alnında yıldızlar parlayan cevherimiz, hazinemizdir... Mehmetçik ki, vatan, bayrak, millet ve devlet uğruna tek yürek olan kahramanlık destanımızdır... Mehmetçik, dünyanın iyiliği için cephede, insanlık adına siperdedir.Ve onlar omuz omuza, sırt sırtayken; mazlumların ve hakları ellerinden alınanların imdadına koşarken yerde ve gökte, uzakta ve yakında bütün dualarımız onlaradır, onlar içindir. Teri damladığında merhamet, kanı döküldüğünde rahmet olsun diye... Onlar içindir Fetihler, Fatihalar, Yasinler... Ve âminler onlar içindir...Âmin!

Ey varlığın Aziz ve Kerîm olan Rabbi! Ey âlemlerin Rahman ve Rahim olan Rabbi!.. Süt kesilmiş bebeler aşkına, sütü çekilmiş nineler aşkına... Yücelerden yüce olan babına geldik, rahmetini istemeye cenabına geldik. Adını andık ve nuruna durduk; günahkâr ellerimizle, huzuruna durduk. Askerimiz için yardım diliyor, ordumuza zafer istiyoruz. O asker ki Senin adınla çıktılar yola, her birini her adımda nusrete kandırdıklarından eyle; barış aşkıyla yandırdıklarından; huzur kaftanıyla kuşandırdıklarından eyle... Canlarını koru meşakkatten, afetten; bedenlerini koru yorgunluktan, bıkkınlık ve gafletten...

Ey dünyada orduları celal ile var eden var, ey ahirette şehitlere cemalini ihsan eden yâr! Varlığına inandık, birliğine inandık; Sana sığındık ve Sana güvendik. Gayrı,İslam ümmetini birbiriyle sınandırma İlahi, fitne ateşinde masumları yandırma İlahi. Terör elindeki mazlumları kurtar karanlık düşüncelerden, uyandır gaflettekileri sabahı olmayan gecelerden...Bu yolda dostlarımızı yerindirme, düşmanları sevindirme İlahi. Hainlerin tuzaklarını ayaklarına, hilelerini başlarına dolandır ya Rabbi; el ovuşturanları da tutuşturdukları ateşlerde yandır ya Rabbi. Rahmetini kesme kahraman ordumuzdan, bereketini alma cennet yurdumuzdan. Tasasını çektiklerimizden emin eyle bizleri; karanlık yollarda rehber-i din eyle bizleri. Hezimete uğrat terörün uşaklarını ve efendilerinive zalimlerin kendilerine kırdır yine kendilerini.

Ey bütün noksanlardan münezzeh olan Allah’ım! Şehitlerimize ikramını, gazilerimize dermanını eriştir. Acısı olanların acısını dindir, umudumuzu zafere eriştir. Duamızı Kâbe’de edilen dualara say, harekâtımızıNebi yolunda gazalara say. Rahmetini kesme üzerimizden diye yalvarıyoruz; merhametini esirgeme bizden diye yalvarıyoruz... Ezanımızı dindirtme ya Rab! Vatanımızı böldürtme ya Rab! Bayrağımızı indirtme ya Rab! Başımızı eğdirtme ya Rab; Mehmetçiklerin ayağına taş değdirtme yaRab! Bir an evvel zafer bulup şanla dönsünler; en kısa zamanda huzurla dönsünler... Ayetinde dediğin gibi; yeryüzünde bizi kudret sahibi eyle ve bizim elimizle Firavunların, Hâmânların ordularına, korktukları şeyleri yaşat ya Rab!.. Âmin, ve’l-hamdülillahi Rabbi’l-Âlemin...


1 Buhari, Tevhid, 28.
2 Âl-i İmrân, 3/139.
3 Âl-i İmrân, 3/169-170.


Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
 

Herkül

Canım Dedem
Yönetici
Genel Sorumlu
Profil Bilgileri
Üyelik Tarihi :
4 Haz 2013
Bulunduğu Yer :
BERGAMA
Mesajları :
31,728
Puanları :
15,862
8 Kasım 2019 Cuma Hutbesi


MEVLİD-İ NEBİ


Muhterem Müslümanlar

Bugün Cuma; müminlerin bayramı. Bu gece Mevlid-i Nebi gecesi; insanlığa İslam’ı tebliğ eden, hakkı ve hakikati öğreten, cennete giden yolda rehberlik edip her haliyle en güzel örneğimiz olan Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s.)’in dünyayı teşriflerinin yıldönümü. Bizleri özü güzel, sözü güzel son Peygambere ümmet olmakla şereflendiren Yüce Rabbimize hamd ü senalar olsun. O’nun âlemlere huzur, rahmet ve güven elçisi olarak gönderdiği Resûl-i Zîşân Efendimize, âline ve ashabına salât ve selâm olsun.

Aziz Müminler

Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), insanlığı huzura ve kurtuluşa çağıran bir davetçi, hatadan ve isyandan uzaklaştıran bir uyarıcıydı. “Bir mümin neye inanır? Bir Müslüman nasıl yaşar?” sorusunun en mükemmel ve canlı cevabıydı. Muhabbet, şefkat, vefa, cesaret ve feraset gibi erdemler onun şahsında adeta ete kemiğe bürünmüştü. Zayıflar, güçsüzler, mağdur edilenler onunla yeniden insan olmanın saygınlığını kazanmıştı. O, öyle merhamet sahibiydi ki onu yok etmek isteyenler bile hidayete ererek onda hayat bulmuştu. Nitekim cehaletin ve zulmün esir aldığı, merhametin, erdemin, hikmetin kaybolduğu karanlık bir dönem, Peygamber Efendimizin gelişi ve kutlu mücadelesiyle, ilmin, adaletin, merhametin aydınlığında asr-ı saadete dönüşmüştür. Cahiliye girdabında yolunu ve değerlerini kaybeden insanlar, onun yolundan giderek, kardeşliğin, erdemin, ahde vefanın, güzel ahlakın ve bütün iyi davranışların en güzel örnekleri olmuşlardır.

Kıymetli Müslümanlar

Allah Resûlü (s.a.s) “Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim.”i buyurmuştur. Peygamberimizin hayatı, nice güzel söz ve davranışa sahne olmuştur. “İnsanlar Âdem’in çocuklarıdır, Âdem ise topraktandır.”ii hadis-i şerifiyle, bütün insanların Allah katında eşit olduğunu beyan eden ve üstünlük ölçüsü olarak takvaya işaret eden odur. Kendisiyle konuşurken heyecanlanıp titreyen birine, “Korkma! Ben de senin gibi kuru et yiyen bir kadının oğluyum.”iii buyurarak ümmetine mütevazı olmayı öğreten odur. “Allah’ım! Senden hidayet, takva, iffet ve gönül zenginliği istiyorum.”iv yakarışıyla dünyanın geçici nimetlerinden ziyade, Rabbimizin rızasını amaç edinmeyi bizlere öğütleyen yine odur.

Değerli Müminler

Yüce Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur: “İçinizden Allah’ın lütfuna ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar, Allah’ı çokça zikredenler için hiç şüphe yok ki, Allah’ın Resûlünde güzel bir örneklik vardır.”v

O halde, Sevgili Peygamberimizi daha iyi tanıyalım, anlayalım ve onun aziz sünnet-i seniyyesinin hayatımızda belirleyici bir rol üstlenmesini sağlayalım. Düşünce dünyamıza onun zihniyeti ile yön verelim ve gönüllerimizi onun ahlakıyla arındıralım. Peygamberimizin asla taviz vermediği ilkeleri biz de hayatımızın her alanında koruyalım. Unutmayalım ki Resûl-i Ekrem’i örnek aldığımız ölçüde imanımız, insanlığımız ve toplumumuz özlediği güzel günlere kavuşacaktır. İşte o zaman Peygamber Efendimizin mevlidi, hepimizin dünyasında gerçek anlamda yeniden doğuş olacaktır.

Muhterem Müslümanlar

Her yıl olduğu gibi bu yıl da Mevlid gecesini takip eden hafta Mevlid-i Nebi Haftası olarak idrak edilecektir. Başkanlığımız bu yıl, Mevlid-i Nebi Haftası temasını “Peygamberimiz ve Aile” olarak belirlemiştir. Zira bencilliğin ve çıkar ilişkilerinin girdabında huzurun kaybedildiği, sevginin maddi kaygılar içerisinde hapsedildiği dünyamızda en çok aile değerlerimiz zarar görmektedir. Dolayısıyla ailenin kurulması, korunması ve sağlıklı bir şekilde geleceğe taşınması hepimizin sorumluluğudur.

Her konuda olduğu gibi aile konusunda da en güzel örneğimiz Allah Resûlü (s.a.s)’dir. Mevlid-i Nebi Haftası boyunca gerçekleştirilecek etkinliklerle Sevgili Peygamberimizin hâne-i saadetindeki sevgi, şefkat, güven, huzur ve istişare ortamı toplumumuzla paylaşılacak, günümüzde aile kurumunun yaşadığı sorunlara Kur’an ve sünnet ışığında çözümler getirilmeye çalışılacaktır.

Bu vesile ile Mevlid-i Nebi gecemizi tebrik ediyor, haftamızın aziz milletimize ve bütün İslam âlemine hayırlar getirmesini Yüce Rabbimizden niyaz ediyoruz.


1 İbn Hanbel, II, 381.
2 Tirmizî, Menâkıb, 74.
3 İbn Mâce, Et’ime, 30.
4 Müslim, Zikir, 72.
5 Ahzâb, 33/21.



Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
 

Herkül

Canım Dedem
Yönetici
Genel Sorumlu
Profil Bilgileri
Üyelik Tarihi :
4 Haz 2013
Bulunduğu Yer :
BERGAMA
Mesajları :
31,728
Puanları :
15,862
22 Kasım 2019 Cuma Hutbesi



MUSİBETLER KARŞISINDA MÜMİNİN TAVRI



Muhterem Müslümanlar

Peygamber Efendimiz (s.a.s) bir gün, çocuğunun kabri başında feryat eden bir kadına rastladı. Acılı anneye, “Allah’a isyan etmekten sakın ve sabret!” diyerek nasihatte bulundu. Üzüntüsünden Allah Resûlü’nü tanıyamayan kadın, “Bana karışma! Benim başıma gelen senin başına gelmedi ki!” deyiverdi. Bir müddet sonra kendisine nasihat edenin Resûl-i Ekrem olduğunu anlayınca Peygamberimizin huzuruna gelerek özrünü beyan etti. Bunun üzerine Rahmet Elçisi (s.a.s), şu özlü tavsiyede bulundu: “Gerçek sabır, musibetin geldiği ilk anda gösterilen sabırdır.”i

Aziz Müminler

Hayatın akışı içerisinde her birimizin yaşadığı zorluklar, çile ve kederler, maddi ve manevi sıkıntılar olması mukadderdir. Çünkü bu dünya, adı üstünde, “imtihan dünyası”dır. Başa çıkmak için uğraştığımız imtihanlardan çok daha fazlasını Resûlullah (s.a.s) yaşamıştır. O, daha doğmadan babasını, henüz altı yaşındayken annesini kaybetmiş, yetim ve öksüz olarak büyümüştür. Can yoldaşı eşini ve altı çocuğunu kendi elleriyle toprağa vermiştir. Mekke’de bir avuç müminle birlikte müşriklerin amansız baskı ve işkencelerine, kısıtlama ve dışlamalarına maruz kalmıştır. Bütün bu sıkıntı ve musibetlere rağmen, Peygamber Efendimiz asla ümidini ve inancını kaybetmemiş, daima Rabbine sığınmış ve O’ndan yardım istemiştir. Şiddetten değil, merhametten yana tavır almış ve hiçbir zaman Allah’ın razı olmayacağı çözümlere tevessül etmemiştir.

Kıymetli Müslümanlar

Hutbemin başında okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyurur: “Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenleri müjdele!”ii

Elbette hiçbirimiz zorluklarla karşılaşmayı arzu etmeyiz. Ancak müminler olarak biliriz ki, hayatın güzel anları kadar, sıkıntılı zamanları da dünya imtihanımızın birer parçasıdır. Cenab-ı Hak, insanı bazen elindekileri alarak bazen de fazlasıyla nimet vererek imtihan eder. Bu yüzden, musibet karşısında isyan etmek, kırıp dökmek ya da kötü söz söylemek yerine öncelikle sabırlı ve metanetli olmaya gayret gösteririz. Sağduyu ve akl-ı selim ile hareket ederiz. Sıkıntıyı aşmak için üzerimize düşen sorumluluğu yerine getiririz. Bizler, her musibetten dünyamıza ve ahiretimize yönelik dersler çıkartırız. Benzer sıkıntılara maruz kalmamak için hata ve ihmallerimizi gözden geçiririz. İlim sahibi, tecrübeli insanlardan yardım alır, ondan sonra da Rabbimize tevekkül ederiz.

Değerli Müminler

Sevgili Peygamberimiz bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor: “Müminin hali ne hoştur! Her hali kendisi için hayırlıdır ve bu durum yalnız mümine mahsustur. Başına güzel bir iş geldiğinde şükreder; bu onun için hayır olur. Başına bir sıkıntı geldiğinde sabreder; bu da onun için hayır olur.”iii

O halde, iyi günde olduğu kadar, kötü günde de hayata tutunmak ve Rabbimizle aramızdaki bağdan güç almak, imanın güzelliğindendir. Bunalmış bir insanın, çaresizliğini şiddete dönüştürmesi, kadın ve çocuklardan öfkesini çıkarması ise zulümdür. Hiçbir sıkıntı, anlaşmazlık ya da bunalım, kadına şiddeti reva gören bir zihniyetin mazereti olamaz. Çünkü şiddet, kul hakkı çiğnemektir; acı ve nefret tohumlarıyla aileyi zehirlemektir. Hâlbuki mümin, elinden ve dilinden merhamet yayılan, çevresine güven ve huzur aşılayan kimsedir. Zorluklar karşısında kişinin kendisine ya da ailesine zarar vermesi asla çözüm değildir. Dinimiz, ne kendinin ne de başkasının ıstırabını dindirmek amacıyla bile olsa Allah’ın emaneti olan canına kıymaya kesinlikle izin vermez. Çünkü dert varsa, dertlere derman olan Allah vardır. “O ne güzel Mevlâ, ne güzel yardımcıdır!”iv Sıkıntı varsa, sıkıntılara elbirliği ile çözüm bulacak dostlar, komşular, akrabalar vardır. “Müminler ancak kardeştir!”v

Aziz Müslümanlar

Acılarımızı isyana ve zulme dönüştürmeyelim. Yaşadığımız zorluklar karşısındaki metanetli tavrımızın, Allah katında nice kolaylığın müjdecisi olacağını unutmayalım. Bizler bu dünyaya, inanmak ve iyi işler yapmak için geldik. Peygamberimizin umut ve teselli vadeden şu hadisini hatırlayalım: “Vücuduna batan bir diken bile olsa, başına gelen her türlü musibet karşısında Müslüman’ın günahları affolunur.”vi Rabbimizin yardımından ve rahmetinden ümidimizi kesmeyelim. Resûl-i Ekrem (s.a.s)’in duasıyla Yüce Rabbimize niyaz edelim: “Biz Allah’a aidiz ve O’na döneceğiz. Allah’ım! Başıma gelen musibetin mükâfatını senden bekliyorum, bundan dolayı bana ecir ihsan et, benim için onu daha hayırlısıyla değiştir.”vii


1 Buhârî, Cenâiz,31.
2 Bakara, 2/155.
3 Müslim, Zühd, 64.
4 Enfâl, 8/40.
5 Hucurât, 49/10.
6 Buhârî, Merdâ, 1.
7 Müslim, Cenâiz, 4.


Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
 

Herkül

Canım Dedem
Yönetici
Genel Sorumlu
Profil Bilgileri
Üyelik Tarihi :
4 Haz 2013
Bulunduğu Yer :
BERGAMA
Mesajları :
31,728
Puanları :
15,862
29 Kasım 2019 Cuma Hutbesi


DİNİN ÖZÜ SAMİMİYETTİR

Muhterem Müslümanlar

Okuduğum ayet-i kerimede Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor:“Biz bu kitabı sana gerçeğin bilgisi olarak indirdik. Öyleyse samimi bir inanç ve bağlılık göstererek sadece Allah’a kulluk et.”1

Okuduğum hadis-i şerifte ise Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor:“Allah, ancak samimiyetle ve sadece kendi rızası gözetilerek yapılan ameli kabul eder.”2

Aziz Müminler

Yüce dinimiz İslam’ın özü samimiyettir. Söz ve davranışlarımızın Allah katında değer kazanması, samimiyetimize bağlıdır. Samimiyet; Rabbimize gönülden iman etmek, bu imanın gereği olarak da hiçbir dünyevi karşılık ve menfaat beklemeden sadece Allah’ın rızasını amaçlayarak yaşamaktır. Samimiyet, canlı-cansız bütün varlıklara karşı iyi niyet beslemektir. Samimiyet,ya olduğu gibi görünmek ya da göründüğü gibi olmaktır.

Kıymetli Müslümanlar

Resûl-i Ekrem (s.a.s) bir hadisinde ُةَحيِصَّنلاُنيِّدلَا“Din samimiyettir.”buyurmuştur. Sahabe-i kiram merak edip, “Kime karşı samimiyet Yâ Resûlallah?” diye sorunca Sevgili Peygamberimiz şöyle cevap vermiştir: “Allah’a, Kitabı’na, Resûlü’ne, Müslümanların idarecilerine ve bütün Müslümanlara.”3

Peygamberimizin mübarek ifadelerinden anlıyoruz ki, din deyince aklımıza samimiyet gelmelidir. İslam dinini ihlas ve samimiyetten, halis niyetler ve saf yüreklerden ayrı düşünmek imkânsızdır.

Müslüman, Cenâb-ı Hakk’a samimiyetle kulluk eder. İbadetlerinin, dualarının, yardım taleplerinin tek muhatabı Allah’tır. “Sözlerin en güzeli” olan Kur’an-ı Kerim’e samimiyetle bağlanır. Kur’an’ın lafzını zihnine, hükmünü hayatına aktarmak için gayret eder. Resûl-i Ekrem Efendimize sadakatle itaat eder. Derin bir sevgi ve samimiyetle onu örnek alır, onun gibi yaşamak için uğraşır.

Müslüman, içinde yaşadığı toplumda huzurunhâkim olması, barış ve güvenin sağlanması için kul hakkına riayet eder. Eğitimden ticarete, aileden mahalleye her alanda ve her şartta hakkı, hukuku ve adaleti korur. Amir ya da memur, kadın ya da erkek, çocuk ya da yetişkin farkı gözetmeksizin, çevresindeki herkese karşı sorumluluklarını samimiyetle yerine getirir.

Müslüman, “ümmet-i Muhammed” ailesinin şerefli bir ferdi olduğunun idrakindedir. Cinsiyeti, ırkı, rengi ve dili ne olursa olsun, bütün müminlere karşı hasbi davranır. Şefkat ve merhametle açılan kardeşlik kollarını, muhabbetle edilen sıcak bir kardeş duasını her türlü kazancın üstünde tutar.

Değerli Müminler

İnsanı hırsına esir eden ve samimiyete gölge düşüren en büyük illet, riya ve gösteriştir. Yüce dinimiz, söz ve davranışlarımızın her türlü hiledenve çıkar oyunlarından uzak olmasını emreder. “Karşılığını sadece Allah’tan umarak” iyi işler yapmayı bize öğütler. Dürüstlükten ve samimiyetten ödün veren, insanların gözünü boyayarak kazanç sağladığını zanneden kimselerin aslında kaybettiğini söyler. Zira “görsünler ve duysunlar diye” iş yapan riyakârın eline geçecek olan, dünyada da ahirette de ziyandan başka bir şey değildir.

Aziz Müslümanlar

Allah Resûlü (s.a.s) bir hadis-i şerifinde bizleri şöyle uyarmaktadır: “Allah sizin görünüşlerinize ve mallarınıza bakmaz, ancak kalplerinize ve amellerinize bakar.”4 O halde, Rabbimizin katında iyi bir kul, halis bir Müslüman olmak istiyorsak, temiz bir yüreğe ve samimi amellere sahip olalım. Allah’ın rızasını hayatımızın amacı haline getirelim. O’nun gizli-açık her halimizi görüp bildiğini ve sadece samimiyetle yaptıklarımızı ödüllendirdiğini aklımızdan çıkarmayalım. Gösterişten ve ikiyüzlülükten uzak duralım. Hep birlikte Peygamberimizin duasıyla Allah’a yalvaralım: “Ey Rabbimiz ve her şeyin Rabbi olanAllah’ım! Beni ve ailemi dünya ve âhirette her an sana ihlâsla bağlı kıl. Ey yücelik ve ikram sahibi!”5


1 Zümer, 39/2.
2 Nesâî, Cihâd, 24.
3 Müslim, Îmân, 95.
4 Müslim, Birr, 34.
5 Ebû Dâvûd, Vitr, 25
.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
 

Herkül

Canım Dedem
Yönetici
Genel Sorumlu
Profil Bilgileri
Üyelik Tarihi :
4 Haz 2013
Bulunduğu Yer :
BERGAMA
Mesajları :
31,728
Puanları :
15,862
6 Aralık 2019 Cuma Hutbesi


BATIL İNANÇVE HURAFELER

Muhterem Müslümanlar

Peygamberimiz (s.a.s) bir gün,amcasının oğlu Abdullah b. Abbas’la yolculuk yaptığı esnada ona şu tavsiyelerde bulundu:“Delikanlı!Sana bazı şeyler öğreteceğim. Allah’ı gözet ki Allah da seni gözetsin. Allah’ı gözet ki O’nudaima yanında bulasın. Bir şey istediğinde Allah’tan iste! Yardıma muhtaç olduğunda Allah’tan yardım dile! Şunu bil ki bütün insanlar sana fayda vermek için toplansa Allah’ın takdiri dışında sana fayda veremezler. Bütün insanlar sana zarar vermek için toplansa Allah’ın takdiri dışında sana hiçbir zarar veremezler...”1

Aziz Müminler

Yüce dinimiz İslam, tüm insanlığa imanın hakikatlerini, dünya ve ahiret huzurunun yollarını gösterir. Sadece Allah’a kulluk etmeyi, O’na güvenmeyi, O’nun rahmetine sığınmayıve yalnız O’ndan yardım dilemeyiemreder. Bunun yanındabütün batıl inançvehurafelerireddeder. İnsanların bilgisizlik ve çaresizliklerini fırsat bilerek, duygu vedeğerlerini istismar etmeyi büyük bir günah sayar.Ne var ki insanoğlu zaman zaman dinimizin bu ilkelerini göz ardı etmiş, falcı, büyücü, kâhin, sihirbaz ve medyumlardan medet umar hâle gelmiştir.

Kıymetli Müslümanlar

Gelecekten haber verme, kısmet açma,şans getirme, şifa dağıtmaiddiasında bulunmak ve bundan yardım ummak İslam’ın özüne aykırıdır. Zira, gaybınbilgisi yalnızca Allah’a aittir. Her şeye gücü yeten yegâne kudret sahibi O’dur. Yediğimiz her lokma, içtiğimiz her yudum suyubizlere lütfedenO’dur. Dertlerin dermanı, hastalıkların şifası, sıkıntıların çaresi O’ndadır. Bizleri her an koruyup gözeten, yürekten yakarışlarımıza ve samimi dualarımıza icabet eden yalnızca Cenâb-ı Hak’tır. Değerli Müminler!Rabbimize iman ve tevekkül etmişken, umudunu fala bağlayıp geleceğini ona göre planlamak, büyü ve kehanetten medet ummakasla doğru değildir. Yıldızların hareketlerine bakarak insanların kader ve kısmetinedair sonuçlar çıkardığını iddia etmek mümince bir duruşa yakışmaz.Rakamlara,günlere,aylara,hiçbir gücü ve kudreti olmayan nesnelere gizem ya da uğursuzluk atfetmek,inancımızla bağdaşmaz.Kötülüklerden koruduğuna inanarak bir boncuğu kutsal saymak, ağaca bağlanan çaputta, havuza atılan parada kısmet aramak yüce dinimizin yasakladığıdavranışlardır.

Aziz Müslümanlar

Şöyle bir düşünelim! Başkalarının dertlerine büyü ya da sihir gibi gayrimeşru yollarla çare bulduğunu iddia edenler,niçin kendi dertlerine çare olamazlar! Geleceğin bilgisine sahip olduğu yalanıyla insanların umudunu sömürenler, bu bilgiyle neden kendileri doğru yolaerişemezler? Şifa dağıttığını söyleyerek insanları aldatanlar,nasıl olur dakendi hastalıklarına şifa bulamazlar?

Kıymetli Müminler

Hutbeme başlarken okuduğum Felak suresinde Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:“De ki: Yarattığı şeylerin şerrinden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden, düğümlere üfürüp büyü yapan üfürükçülerin şerrinden ve kıskandığı vakit kıskanç kişinin şerrinden sabahın Rabbine sığınırım!”2

O hâlde, Rabbimiz tarafından imana elverişli ve iyilikyapmaya hazır yaratılan tertemiz fıtratımızı batıl inanç ve hurafelerle bozmayalım. En kıymetli hazinemiz olan imanımızı, samimiduygu ve niyetlerimizi doğru dinîbilgilerle güçlendirelim. Huzurlu bir hayat için alın teriyle çalışmayı, helal yoldan kazanmayı, hastalanınca tedavi olmayı, sebeplere sarılmayı düstur edinelim. Kısa ve haksız yoldan kazanmaya teşvik eden umut tacirlerine kanmayalım. Dünya ve ahirette başarıyı ve kurtuluşu, şifayı ve kısmeti Rabbimizden isteyelim. O’nun,gönülden ettiğimiz duaları karşılıksız bırakmayacağına daima inanalım.

1 Tirmizî, Sıfatü'l-kıyâme, 59; İbn Hanbel, I, 293.
2 Felak, 113/1-5.


Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
 

Herkül

Canım Dedem
Yönetici
Genel Sorumlu
Profil Bilgileri
Üyelik Tarihi :
4 Haz 2013
Bulunduğu Yer :
BERGAMA
Mesajları :
31,728
Puanları :
15,862
20 Aralık 2019 Cuma Hutbesi


TAKVA: EN HAYIRLI AZIĞIMIZ

Muhterem Müslümanlar

Peygamberimiz (s.a.s), genç sahabi Muâz b. Cebel’i Yemen’e elçi olarak tayin etmişti. Uğurlarken onunla birlikte yola çıktı ve bazı tavsiyelerde bulundu. Muâz bineğinin üstünde gidiyor, Resûl-i Ekrem deonun yanında yürüyordu. Allah Resûlü (s.a.s) tavsiyelerinin sonunda şöyle buyurdu:“Ey Muâz! Bu seneden sonra benimle karşılaşamayabilirsin, belki de ancak şu mescidime veya kabrime uğrarsın.”Busözler üzerine Muâz(r.a), Peygamberimizdenayrılmanın üzüntüsüyle ağlamaya başladı. Allah Resûlü ise yüzünü Medine’ye doğru çevirerek şöyle buyurdu:“İnsanların benim gözümde en üstün olanları, kim olurlarsa olsunlar ve hangi makam ve mevkide bulunurlarsa bulunsunlar, takva sahibi olanlarıdır.”1

Aziz Müminler


Takva, kul olarak Allah’a karşı maddi ve manevi bakımdan sorumluluklarımız olduğunu bilerek yaşamaktır. Rabbimizin emirlerine itaat edip O’nun hoşnutluğunu kazanmaktır. Rızasını kaybettirecek işlerden kaçınarak O’nun rahmetinin gölgesine sığınmaktır. Takva, Cenâb-ı Hakkın bizlere mükemmel bir örnek ve eşsiz bir rehber olarak gönderdiği Sevgili Peygamberimizin izinden yürümektir.Kıymetli Müslümanlar!İlahî rahmete ve himayeye mazhar olmak ancak takva ile mümkündür. Nitekim hutbemin başında okuduğum ayet-i kerimede şöyle buyrulmaktadır: “

Ey iman edenler

Allah’a karşı hakkıyla takva sahibi olun ve ancak Müslüman olarak can verin.”2 Hakkıyla takva sahibi olmak, her an kendini Allah’ın huzurunda hissetmeyi, saygıda kusur etmemeyi ve O’na derin bir sevgiyle bağlanmayı gerektirir. Bu haliyle takva, Rabbimizin azabını gerektirecek işler yapmaktan ve O’nun huzuruna yüzü kara çıkmaktan endişe etmektir. “Ey iman edenler!Allahiçin takva sahibi olun.Herkes yarın için ne hazırladığına baksın!”3 ayeti gereği, ahiret için bugünden hazırlık yapmaktır.

Değerli Müminler

PeygamberEfendimiz bir defasında, eliyle göğsünüişaret ederek üç kere “Takva işte buradadır”4 buyurmuştur. Evet, takvanın yeri kalptir ancak belirtileri bedendedir, sözdedir, davranıştadır. Takvanın huzur veren etkisi, ibadetlerimizde, iyi işlerimizde ve güzel ahlakımızda kendisini gösterir. Takva bilincimiz, kötülük ve haramlardan kaçınmakla kuvvetlenir; dürüstlük ve samimiyetle kemale erer. Takva müminin kalkanıdır. Yüreğine düşen titreme, vicdanına dokunan sestir. Günahlarla arasına çekilen set, sevaplarla kurduğu ünsiyettir. Öyleyse takva sahibi bir mümin, kalbini fitne ve fesattan, dilini yalan ve iftiradan, gözünü harama bakmaktan korur. Elini haksızlığa uzatmaz, ayağıyla kötülük yolunda koşmaz. Bile bile günah işlemek bir yana, şüpheli şeylere dahi meyletmez. Zira muttaki bir mümin bilir ki, Allah’ın emir ve yasaklarına riayet etmek ona dünyada mutluluk, ahirette kurtuluş getirecektir.

Aziz Müslümanlar

Takva, Rabbimiz katında bize değer kazandıran yegâne ölçüdür. Çünkü dinimize göre üstünlük ölçüsü mal, mülk, makam, meslek, ırk ve cinsiyet değildir. “Allah katında en değerliniz, en derin takva bilincine sahip olanınızdır”5 ayeti bu gerçeğe işaret etmektedir. İman ile şereflenen, takva elbisesine bürünen, tertemiz bir kalbe ve salih amellere sahip olan kişi, insanların en faziletlisidir. İşte Allah (c.c), böyle muttaki kimselerle beraberdir. Onların dostudur.Cenneti ve içindeki benzersiz nimetleri de muttakiler için hazırlamıştır.6

Kıymetli Müminler


Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:“Azık edinin; kuşkusuz azığın en hayırlısı takvâdır. Ey akıl sahipleri! Bana karşı gelmekten sakının.”7
O halde, şu fani dünyada hayatımızı takva ile bereketlendirelim. Günahlardan sakınıphep iyi olmaya ve iyilikte bulunmaya devam edelim.Nefsimizin doyumsuz arzularına, şeytanın aldatmasına kanıp hem dünyamızı hem de ahiretimizi heba etmeyelim. Söylediğimiz her sözün, yaptığımız her işin hesabını bir gün Rabbimize vereceğimizi unutmayalım.

Hutbemi Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in şu hadisiyle bitiriyorum:“Nerede olursan ol, Allah’a karşı sorumluluğunun bilincinde ol! Bilerek veya bilmeyerek bir kötülük işlersen peşinden iyi bir şey yap ki onu yok etsin. Bir de insanlara güzel ahlâkla davran!”8


1 İbn Hanbel, V, 236.
2 Âl-i İmrân, 3/102.
3 Haşr, 59/18.
4 İbn Hanbel, III, 134.
5 Hucurât, 49/13.
6 Nahl, 16/128; Câsiye, 45/19; Ra’d, 13/35.
7 Bakara, 2/197.
8 Tirmizî, Birr, 55.


Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
 

Herkül

Canım Dedem
Yönetici
Genel Sorumlu
Profil Bilgileri
Üyelik Tarihi :
4 Haz 2013
Bulunduğu Yer :
BERGAMA
Mesajları :
31,728
Puanları :
15,862
27 Aralık 2019 Cuma Hutbesi


TEFEKKÜR İLE BİR ÖMÜR GEÇİRMEK

Muhterem Müslümanlar

Okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Bu dünya hayatı, hakikatte sadece bir oyun ve eğlenceden ibarettir; âhiret yurduna gelince işte asıl hayat odur. Keşke bunu bilselerdi!”i

Okuduğum hadis-i şerifte ise Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Dünyada kimsesiz bir garip yahut gelip geçen bir yolcu gibi ol!”ii

Aziz Müminler


Yaşlarımız farklı olsa da hepimiz ömür denilen sayılı günlere sahibiz. Ne bir nefes önce ne de bir nefes sonra, sadece Allah Teâlâ’nın bildiği bir anda, can emanetimizi teslim edip bu dünyadan göçeceğiz. Hesap için mahşer meydanına doğru yola çıkarken, yanımızda imanımız ve salih amellerimiz dışında azığımız olmayacak.

Zamanın değerini, hayatın anlamını, gençliğin önemini, bir lokma nimetin ve bir nefes sıhhatin şükrünü idrak edebilmişsek ne mutlu bize! Ama günlerimizi heba etmiş, malımızı israfla yemiş, aklımızı ya da bedenimizi zehirlemiş, sevdiklerimizi incitmiş, ibadetlerimizi aksatmışsak, eyvahlar olsun bize!

Bir miladi yılın daha sonuna geldiğimiz şu günlerde, ömrümüzden bir koca yıl daha eksildi ve ölüme bir adım daha yaklaştık. O halde tefekkür zamanıdır! Geliniz, geride bıraktığımız yıl içerisinde neler yaşadığımızı, hangi manevi bereket kapılarından ve ilâhî imtihanlardan geçtiğimizi hep birlikte tefekkür edelim.

Kıymetli Müslümanlar

Geride bıraktığımız yılın başında üç ayları karşıladık. Rahmetin ilk cemresi Regaib’i, zihnimizin berraklığı ve yüreğimizin ferahlığı Mirac’ı, mağfiretin zirvesi Berat’ı idrak ettik. Acaba bu müstesna geceleri fırsat bilerek rağbetimizi Rabbimize yöneltebildik mi? Peygamberimizin “gözümün nuru”iii dediği namazlarımıza daha sıkı sarılabildik mi? Pişman olup tevbe ederek hata ve günahlarımızdan uzaklaşabildik mi?

Değerli Müminler

Her yıl olduğu gibi, bu yıl da Ramazan ile müşerref olduk. Bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi’ni idrak edip bayrama kavuştuk. Ne kadar hamd etsek azdır! Zira mübarek Ramazan ayı, infak ve ihsanın tadıyla nice yardımlaşma ve paylaşma imkânı sundu bize. Sahurla berekete, oruçla sıhhate, Kur’an’la nura, teravihle huzura eriştik. Kendimize soralım: Ramazan’ın bereketini kuşanıp, yıl boyunca mazlum ve muhtaç kardeşlerimizin dertlerine çare olabildik mi? Kur’an ayı bittikten sonra da Kur’an ile yaşamaya devam edebildik mi? Zikreden dilimiz, şükreden kalbimiz, tevekkül eden aklımız, sabreden bedenimiz bu güzel hasletlere alıştı mı?

Muhterem Müslümanlar

Yine bu yıl içinde, iman, sadakat, şükür ve teslimiyetin ifadesi olan kurbanlarımızla bayram yaptık. Komşularımızın, akrabalarımızın, yoksulların, yetimlerin haklarını gözettik. Bayramın barış, huzur ve kardeşlik iklimini yaşadık. Acaba geçirdiğimiz Kurban Bayramı, Rabbimize olan bağlılığımızı, sevgi ve itaatimizi güçlendirdi mi? Bayramın ardından yıl boyunca sadaka ve infak bilincimizi canlı tutabildik mi? Paylaştıkça mutlu olabildik mi?

Aziz Müminler

Geride bıraktığımız yılın son diliminde, Peygamber Efendimizin dünyamızı teşrifini ve Mevlid-i Nebi Haftası’nı idrak ettik. Bu hafta vesilesiyle, Allah Resûlü (s.a.s)’in aile konusundaki tavsiyelerini dinledik. Onun ailesinde şefkat, adalet, güven ve istişarenin hâkim olduğunu yeniden hatırladık. Kendimize soralım: Peygamberimizi örnek alarak aile değerlerimize sahip çıkabildik mi? Sevgiyle kurduğumuz yuvalarımızı adalet ve merhametle koruyabildik mi? Şiddete asla müsamaha göstermeyerek, sorunlarımıza akl-ı selim ile çare bulabildik mi?

Kıymetli Müslümanlar

Dünya hayatı ahirete uzanan bir yol; insan sorumluluk yüklenen bir yolcu; ömür ise meşakkatli ama kıymetli bir yolculuktur. Öyleyse dünyada yolcu olduğumuzu aklımızdan çıkarmayalım. Dünyalık olan ne varsa, hepsine bir yolcu kadar değer verip, nihai hedefimizin cennet olduğunu unutmadan yaşayalım. Ömrümüzün ve elimizdeki nimetlerin kıymetini bilelim. Her günümüzü Rabbimizin rızasına uygun, faydalı işlerle, iyilik gayesi ve tefekkür sermayesi ile geçirelim.

1 Ankebût, 29/64.
2 Buhârî, Rikâk, 3.
3 Nesâî, Işratü’n-nisâ’, 1.


Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
 

Herkül

Canım Dedem
Yönetici
Genel Sorumlu
Profil Bilgileri
Üyelik Tarihi :
4 Haz 2013
Bulunduğu Yer :
BERGAMA
Mesajları :
31,728
Puanları :
15,862
10 Ocak 2020 Cuma Hutbesi


PEYGAMBERİMİZİN DİLİNDEN DUALAR

Muhterem Müslümanlar

Fani dünya hayatında, gün gelir nimete nail olur,şükrederiz; gün gelir sıkıntıyla karşılaşır, sabrederiz.Başarı ve mutluluğu olduğu gibi, keder ve meşakkati de mümince karşılamaya gayret gösteririz. Bizler her durumda imanımızı ve tevekkülümüzü artıran,hayatımıza umut ve direnme gücü katan, eşsiz bir nimete sahibiz. İşte o nimet, ibadetlerin özü olan “dua”dır.
Dua, Allah’a içtenlikle yalvarıp yakarışımızdır. O’nun eşsiz kudreti karşısında zayıflığımızı itirafımızdır. O’nun lütfuna ve affına sığınma çabamızdır. O’na kulluğumuzu arz edip, O’ndan yardım istemektir.

Kıymetli Müminler

Hutbeme başlarken okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Kullarım, beni sana sorarlarsa, bilsinler ki, ben onlara çok yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına karşılık veririm. Şu halde kullarım benim davetime uysunlar ve bana iman etsinler ki doğru yolu bulsunlar.” 1
Allah Teâlâ’nın bir ismi de “el-Mücîb” yani “dualara icabet eden”dir. Bize bizden daha yakın olan Rabbimiz, gizli ya da açık bütün dualarımızı işiten, bilen ve kabul edendir.

Değerli Müslümanlar

Her davranışında Rabbine karşı duyduğu sevgi ve sadakate şahit olduğumuz Allah Resûlü (s.a.s), dilinden duayı eksik etmezdi. Gece gündüz, kalabalıkta ve yalnızken, sevincinde, korkusunda, hüznünde, ahireti düşündüğünde, evinde, minberde, yolculukta, velhasıl her an ve her mekânda dua ederdi. Hayatı duayla ilmek ilmek işlerdi. Bizlere nasıl dua edeceğimizi de o öğretmişti.
Sabah olur, gün başlar, Peygamber Efendimiz şöyle dua ederdi: “Allah’ım! Senin kudretinle sabaha çıktık, senin kudretinle akşama gireriz. Senin kudretinle yaşar, senin kudretinle ölürüz. En son dönüşümüz de ancak sanadır.” 2
Gün boyunca, her işinde Allah’ın rızasını gözeten Resûl-i Ekrem (s.a.s), daima O’ na dayanır, güvenir ve “Allah’ım! Bana hayırlısını ver ve benim için en hayırlısını seç.” 3 diye dua ederdi.
“Allah’ım! Bize dünyada iyilik ver, âhirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru!” 4 şeklinde niyazda bulunurdu.
Nihayet akşam olur, gün sona erer, Peygamberimiz geceyi şu duayla karşılardı: “Ya Rabbi! Bu gecede olanların ve sonrasında
olacakların hayrını senden dilerim. Bu gecede olanların ve daha sonrasında olacakların şerrinden de sana sığınırım.” 5 Resûl-i Zişan Efendimiz, yatacağı zaman ise şöyle dua ederdi: “Sığınacak yeri ve ihtiyacını giderecek kimsesi olmayan niceleri varken; bizi yediren, içiren, ihtiyaçlarımızı gideren ve bizi barındıran Allah’a hamdolsun.” 6

Aziz Müminler


Dua, dertlere deva bulmak, her türlü kötülükten korunmak, görünür-görünmez musibetlerden uzak olmak için kulun Rabbine ilticasıdır. Nitekim Peygamber Efendimiz Rabbine şöyle sığınırdı: “Allah’ım! Acizlikten, tembellikten, cimrilikten, korkaklıktan, ihtiyarlıktan ve kabir azabından sana sığınırım. Allah’ım! Nefsime takvayı nasip et ve onu arındır; onu en iyi arındıracak olan sensin. Onun dostu ve velisi sensin. Allah’ım! Huşû duymayan kalpten, doymayan nefisten, fayda vermeyen ilimden ve kabul olunmayan duadan sana sığınırım.” 7

Muhterem Müslümanlar


Bir mümin, dualarının kabul olmadığı düşüncesine asla kapılmamalıdır. Nitekim Peygamberimiz (s.a.s), bir hadisinde şöyle buyurur: “Sizden biriniz, ‘dua ettim de duam karşılık görmedi’ deyip acele etmediği müddetçe duası karşılık bulur.” 8
Zira Yüce Rabbimiz, bazen dualarımız vesilesiyle bizi sayısız nimetlere erdirir. Bazen de üzerimizdeki bir musibeti kaldırır. Kimi zaman günahlarımızı affeder. Kimi zaman da istediğimizden daha hayırlısını bize ihsan eder.
O halde, Rabbimize yürekten ettiğimiz duaların mutlaka karşılık bulacağına inanalım. Duayla gelen bereketten, huzurdan, güvenden mahrum kalmayalım. Kendimize olduğu kadar, ailemize, sevdiklerimize, mümin kardeşlerimize, mazlumlara dua etmeyi unutmayalım. Anne babamızın, hastaların, yaşlıların ve muhtaçların duasını almaya gayret edelim.
Hutbemi Peygamberimizin bir duasıyla bitiriyorum: “Allah’ım, senden hidayet, takva, iffet ve gönül zenginliği istiyorum.” 9

1 Bakara, 2/186.
2 Tirmizî, Deavât, 13.
3 Tirmizî, Deavât, 85.
4 Ebû Dâvûd, Vitr, 26.
5 Müslim, Zikir, 75.
6 Tirmizî, Deavât, 16.
7 Müslim, Zikir, 73;Nesâî, İstiâze, 13.
8 Ebû Dâvûd, Vitr, 23.
9 Müslim, Zikir, 72


Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
 

Herkül

Canım Dedem
Yönetici
Genel Sorumlu
Profil Bilgileri
Üyelik Tarihi :
4 Haz 2013
Bulunduğu Yer :
BERGAMA
Mesajları :
31,728
Puanları :
15,862
17 Ocak 2020 Cuma Hutbesi


TEKNOLOJİ BAĞIMLILIĞI VE SOSYAL MEDYA AHLAKI

Muhterem Müslümanlar

Yüce dinimiz İslam’ın ana gayesi, yeryüzünün en şerefli varlığı olarak yaratılan insanın can, mal, akıl, ırz ve inancını korumaktır. İslam, bu beş temel değeri dokunulmaz kabul eder. Hangi sebeple olursa olsun bu değerlerin zarar görmesine rıza göstermez. Hayatın bütünü için geçerli olan bu durum teknolojiyi kullanırken de, internet ve sanal âlemde gezinirken de aynıdır.
Aziz Müminler

Teknolojiyi dinin güzel saydığı, ahlakın onayladığı ve akl-ı selimin doğru bulduğu şekilde kullanmak mümince bir duruşun gereğidir. Bu alanı amaçsız, verimsiz ve kontrolsüz bir mecra olarak görmek ise İslam’ın korunmasını emrettiği beş temel değeri ihlal etme anlamı taşır. Zira teknolojinin bilinçsiz kullanımı, kişinin sağlığını tehdit ederek canına, maddi kayba uğramasına neden olarak malına zarar vermektedir. Gayr-i ahlâkî yönelimlerle iffetini, aşırı ve sapkın ideolojilerle inancını zedelemektedir. Düşünme ve idrak etme kabiliyetini bozmakta, akli melekelerini zayıflatmaktadır.

Kıymetli Müslümanlar

Allah’ın verdiği aklı ve hammaddeyi kullanarak teknoloji üreten insan, bunu iyilik yolunda kullanmakla sorumludur. Eğer teknolojiyi kullanarak helal kazancın yerine kumara, tasarrufun yerine israfa, iffetin yerine ahlaksızlığa, merhametin yerine şiddete yöneliyorsa, büyük bir yanlışın içerisindedir. Kendi eliyle fesadı yaygınlaştırıyor, geleceğini tehlikeye atıyor demektir. Diğer yandan telefon, televizyon ya da bilgisayar ekranının önünde vaktini heba ediyorsa, kendisine, ailesine ve Rabbine karşı vebal altına girmektedir. Maalesef aynı çatı altında ama birbirinden habersiz yaşayan ailelerin sayısı her geçen gün artıyor. İnsanoğluna zaman kazandırması gereken teknoloji, günümüzde zaman kaybetmenin ve vakit öldürmenin en aldatıcı tuzağı haline geldi. Hâlbuki Peygamber Efendimiz (s.a.s) bu hususta bizleri şöyle uyarmaktadır: “İki nimet vardır ki insanların çoğu onları değerlendirme hususunda aldanmıştır: Sağlık ve boş vakit.”i

Değerli Müminler

Hepimizin hayatında yerini alan internet ve sosyal medya, başıboş, ilkesiz ve sorumsuz bir alan olmamalıdır. Müslümana yakışan daima sorumluluk bilinciyle hareket etmek, Rabbinin koyduğu sınırlara uymaktır. Her durumda gerçeğin ve doğrunun yanında yer almaktır. Unutmayalım ki normal hayatta olduğu gibi internet ve sosyal medyada da insanların haklarını ve özel hayatlarını ihlal etmek haramdır. Mahremiyete saygı göstermeyen her adım Kur’ân’ın, “Birbirinizin kusurlarını ve mahremini araştırmayın.”ii emri ile çelişir. Günlük hayatta yalan söylemek, insanları karalamak, iftira atmak nasıl günahsa, yayın dünyasında ve sosyal medyada da aynı şekilde günahtır. Âlemlerin rabbi olan Allah, sanal âlemde de bizleri görmektedir. Oradaki söz ve davranışlarımızdan da bizi hesaba çekecektir. Hutbeme başlarken okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur.”iii

Aziz Müslümanlar

Bugün bizler için teknolojiden tamamen uzak bir hayat sürmek elbette mümkün değildir. Zaten İslam’ın da böyle bir talebi yoktur. Ancak teknolojiyi helal-haram hassasiyeti taşıyarak, ahlaki ilkeleri koruyarak, insan hak ve özgürlüklerini ihlal etmeden kullanmak öncelikli sorumluluğumuzdur. Böylece vaktimizi daha verimli ve emeğimizi daha anlamlı hale getirebiliriz. Yeryüzünü iyilikten ve huzurdan yana imar edebiliriz. Yeter ki her nimet gibi teknolojiyi de Cenâb-ı Hakk’ın koyduğu ölçü ve sınırlara riayet ederek kullanalım.

Kıymetli Müminler

Hutbemi bitirirken önemli bir hususu sizlerle paylaşmak istiyorum. Malumunuz ilk ve orta dereceli okullarımız bugün yarıyıl tatiline giriyor. Başkanlığımız, yarıyıl tatilinde yavrularımızın ibadet alışkanlığını pekiştirmek için tüm camilerimizde “Camiyi Seviyoruz, Namazla Buluşuyoruz” şiarıyla bir program uygulayacaktır. Bu vesileyle çocuklarımızı ve gençlerimizi aileleriyle birlikte camilerimize bekliyoruz. Başta velilerimiz olmak üzere bütün cemaatimizin bu konuda duyarlı davranacağına inanıyoruz. Rabbim bizlere göz aydınlığımız olacak nesiller ihsan eylesin ve bizi muttakilere önder kılsın![/JUSTIFY]


i Buhârî, Rikâk, 1.
ii Hucurât, 49/12.
iii İsrâ, 17/36.



Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
 

Herkül

Canım Dedem
Yönetici
Genel Sorumlu
Profil Bilgileri
Üyelik Tarihi :
4 Haz 2013
Bulunduğu Yer :
BERGAMA
Mesajları :
31,728
Puanları :
15,862
24 Ocak 2020 Cuma Hutbesi

SORUMLULUK SAHİBİ BİR BABA OLABİLMEK

Muhterem Müslümanlar

Yüce Rabbimizin insanoğluna lütfettiği en kıymetli nimetlerden biri aile olmaktır. Zira aile güvendir, dayanaktır, sığınaktır. İyilikte yardımlaşmak, el birliğiyle kötülüğe engel olmaktır. Aile aynı zamanda insanı geleceğe hazırlayan en önemli kurumdur. İnsan ilk eğitimini ailesinden alır. Karakteri aile ocağında şekillenir. Sevgiyi, saygıyı, dürüstlüğü önce anne babasından öğrenir.

Ailede anne ile birlikte babaya da önemli görevler düşmektedir. Babanın sorumluluğu ailesinin maddi ihtiyaçlarını karşılamaktan ibaret değildir. Merhamet eğitimi almış, güzel ahlakla donanmış, değerlerini benimsemiş bir nesil yetiştirmek her babanın öncelikli sorumluluğudur. Hutbemin başında okuduğum hadis-i şerifte Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyurmaktadır: “Bir baba çocuğuna güzel ahlâktan daha değerli bir miras bırakmış olamaz.”i

Aziz Müminler

Baba olmak, Hz. Nuh misali evladının imanla şereflenmesi için gayret göstermektir. Onun dünya ve ahiret saadetini kazanması için çırpınmaktır. Hz. Nuh, tevhit gemisine binmeyi reddeden oğluna son bir umutla şöyle seslenmişti: “…Haydi yavrum gel, sen de bizimle birlikte gemiye bin, kâfirlerle beraber olma!”ii

Kıymetli Müslümanlar

Baba olmak, Hz. İbrahim misali duayı dilinden düşürmemektir. İtaatkâr bir kul olabilmek için Allah’a sığınmaktır. Salih bir nesil için O’na yalvarmaktır. Nitekim İbrahim (a.s) Rabbine şöyle niyaz etmişti: “Ey Rabbimiz! Bizi sana teslim olanlardan eyle, soyumuzdan da sana teslim olacak bir ümmet çıkar. Bize ibadet usullerimizi göster, tövbemizi kabul et. Şüphesiz tövbeleri kabul eden, merhameti bol olan yalnız sensin.”iii “Rabbim! Beni ve soyumdan gelecek olanları namaza devam edenlerden eyle! Ey Rabbimiz, duamı kabul eyle!”iv

Değerli Müminler

Baba olmak, Hz. Yakup gibi zorluklar karşısında metanetini korumaktır. Ne kadar ağır olursa olsun dünya imtihanını sabır ve tevekkülle karşılamaktır. Evladına daima sevgiyi, merhameti, adaleti ve şefkati aşılamaktır. Yanlış yaptıklarında onları uyarmak ama hiçbir zaman onlardan ümidini kesmemektir. Hz. Yakup, kıskançlıkları sebebiyle kardeşleri Hz. Yusuf’u kuyuya atan çocuklarına şöyle seslenmiştir: “…Hayır! Nefsiniz sizi kötü bir iş yapmaya sürüklemiş; artık bana düşen güzelce sabretmektir. Anlattığınız şeyler karşısında, bana yardım edecek olan ise ancak Allah’tır.”v

Aziz Müslümanlar

Baba olmak, Hz. Lokman gibi evladına şefkatle öğüt vermektir. Ona doğruyu ve yanlışı, haramı ve helali öğretmektir. Hz. Lokman, oğluna şu güzel nasihatlerde bulunmuştur: “Yavrucuğum! Allah’a ortak koşma; çünkü O’na ortak koşmak elbette büyük bir zulümdür.” “Yavrucuğum, namazını özenle kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış, başına gelen musibetlere sabret.” “Gurura kapılarak insanlara burun kıvırma, yeryüzünde böbürlenerek yürüme; unutma ki Allah gurura kapılıp kendini beğenen hiç kimseyi sevmez.” “Yürüyüşünde ölçülü ol, sesini de yükseltme…”vi

Değerli Müslümanlar

Baba olmak, âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimizin sünnetinin izinde yürümektir. Allah Resûlü (s.a.s), örnek bir aile babasıydı. Çocukları arasında hiçbir ayrım yapmazdı. Kızı Fatıma’yı görünce ayağa kalkar, elinden tutar, şefkatle öper ve kendi yerine oturturdu.[SUP]vii[/SUP] O sadece kendi yavrularına değil bütün çocuklara anlayışlı davranırdı. Peygamberimizin terbiyesinde büyüyen Hz. Enes, Resûl-i Ekrem’den şöyle bahseder: “Resûlullah’a on sene hizmet ettim. Vallahi bana bir kez olsun ‘Öf!’ bile demedi.”viii

Muhterem Müminler

Çocuklarımız bizden ilgi ve şefkat bekler. Yanımızda değerli olduklarını hissetmek ister. Hayatı öğrenirken, kendilerine rehberlik edecek pusula, sığınacakları liman olmamızı arzu eder. Öyleyse günlük hayatın koşuşturması ve geçim telaşı içinde çocuklarımızı ihmal etmeyelim. Dinine, vatanına ve bütün insanlığa faydalı nesiller yetiştirmek için her türlü fedakârlığı gösterelim. Yavrularımızı sevgimizden, ilgimizden ve duamızdan mahrum bırakmayalım.


i Tirmizî, Birr, 33.
ii Hûd, 11/42.
iii Bakara, 2/128.
iv İbrâhim, 14/40.
v Yûsuf, 12/18.
vi Lokmân, 31/13, 17-19.
vii Ebû Dâvûd, Edeb, 143, 144.
viii Müslim, Fedâil, 51.


Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
 

Herkül

Canım Dedem
Yönetici
Genel Sorumlu
Profil Bilgileri
Üyelik Tarihi :
4 Haz 2013
Bulunduğu Yer :
BERGAMA
Mesajları :
31,728
Puanları :
15,862
30 Ocak 2020 Cuma Hutbesi

AFETLERE KARŞI BİLİNÇLİ OLALIM

Muhterem Müslümanlar

Ülkemiz geçen hafta büyük bir depremle sarsıldı. Hüzün ve keder yüreklerimizi dağladı. Onlarca kardeşimizi ahiret yolculuğuna uğurladık. Yaralılarımız ve evini barkını yitiren insanlarımız için seferber olduk. Afet gerçeğiyle bir kere daha yüzleştik. Bu elim hadisede vefat eden kardeşlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine ve sevdiklerine sabr-ı cemil niyaz ediyoruz. Rabbim, yaralılarımıza şifalar ihsan eylesin. Depremden zarar görenlere en kısa zamanda toparlanmayı, yaralarını sarmayı, hayata tutunmayı nasip etsin. Milletimizi bu tür afetlerden muhafaza buyursun.

Aziz Müminler

Kâinatın düzeni ve işleyişi “Sünnetullah” denilen ilâhî kanunlara göre cereyan eder. Cenâb-ı Hak bu kanunları sonsuz kudretiyle ve ilmiyle belirlemiştir. Toprağın, rüzgârın, suyun ya da ateşin kendine has bir yapısı ve dengesi vardır. İnsanoğlu bu yapıyı bilerek ve bu dengeyi koruyarak yaşamak durumundadır.

Deprem de ilâhî kurallara uygun biçimde meydana gelir. İnsanoğlu depreme engel olamaz; depremin zamanına ve şiddetine müdahale edemez. Ama depremde zarar görmemek için çeşitli önlemler alabilir. Zira deprem, sel, yangın gibi doğal afetler karşısında can ve mal kaybının en aza indirilmesi ancak gerekli tedbirleri almakla mümkündür.

Kıymetli Müslümanlar

Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur: “Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenleri müjdele!” i Mümin, imtihan dünyasında farklı sıkıntılarla karşılaşacağını bilerek yaşar. Sınırlı ve aciz bir varlık olduğunun, kul olarak Rabbine muhtaçlığının farkındadır. Sıkıntılar karşısında elinden geldiği ve gücü yettiği kadar mücadele eder. Aklını, bilgisini, tecrübesini kullanarak tedbirini alır. Sonrasında ise imanı gereği, teslimiyet ve tevekkül ile hareket eder. Uğradığı musibetten sabrederek ve güçlenerek çıkar. Nimete şükür, mihnete sabır göstererek ilâhî imtihanı kazanır. Peygamberimiz (s.a.s), müminin bu halini şöyle anlatır: “Müminin durumu ne hoştur! Her hâli kendisi için hayırlıdır. Bu durum sadece mümine hastır. Bir nimetle karşılaştığında şükreder; bu onun için hayır olur. Bir musibetle karşılaştığında ise sabreder; bu da onun için hayır olur.” ii

Değerli Müminler

Afetlere karşı sorumluluğunun bilincinde olmak, mümince bir duruşun gereğidir. Takdir Allah’ındır, bizlere düşen ise önce tedbir almak, sonra Rabbimize tevekkül etmektir. Nitekim Resûl-i Ekrem (s.a.s) musibetler karşısında tavrımızın nasıl olması gerektiğini şöyle anlatır: “Allah ihmalkârlık ve gevşeklikten hoşlanmaz. Senin akıllı davranman gerekir. Fakat artık yapabileceğin bir şey kalmadığı zaman, ‘Allah bana yeter. O, ne güzel vekildir.’ de.” iii

Öyleyse acı tecrübelerden ders alalım. Güvenli bir hayat için afetlere karşı hazırlıklı olalım. Tabiatın dengelerine ve yaşadığımız bölgenin gerçeklerine uygun, doğru ve sağlam adımlar atalım. Ailemizi afet ve acil durumlar hakkında bilgilendirelim.

Aziz Müslümanlar

Hamdolsun ki dün olduğu gibi bugün de inancı, mezhebi, etnik kökeni ve düşüncesi ne olursa olsun milletçe el birliğiyle yaralarımızı sarıyoruz. Devletimizin desteği ve milletimizin dayanışması her türlü takdirin üzerindedir. Sevgili Peygamberimizin müjdesi ise bu aziz, fedakâr ve cömert milleti beklemektedir: “Bir kul, kardeşinin yardımında olduğu sürece, Allah da o kulun yardımcısıdır.” iv



i Bakara, 2/155.
ii Müslim, Zühd, 64.
iii Ebû Dâvûd, Akdiye, 28.
iv Ebû Dâvûd, Edeb, 60.


Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
 

Herkül

Canım Dedem
Yönetici
Genel Sorumlu
Profil Bilgileri
Üyelik Tarihi :
4 Haz 2013
Bulunduğu Yer :
BERGAMA
Mesajları :
31,728
Puanları :
15,862
7 Şubat 2020 Cuma Hutbesi

KUDÜS İSLAM YURDUDUR


Muhterem Müslümanlar

Bir gün Meymûne annemiz Peygamberimize, “Beytu’l-Makdis hakkında bize ne dersin” diye sordu. Allah Rasûlü (s.a.s) şöyle cevap verdi: “Orası mahşer yeridir, dirilişin gerçekleşeceği yerdir. Gidin ve orada namaz kılın! Çünkü orada kılınan bir vakit namaz, başka yerde kılınan bin vakit namaz gibidir.” Hz. Meymûne, “Peki oraya gidecek imkân bulamazsam” diye sorunca Resûl-i Ekrem (s.a.s) şöyle buyurdu: “Kandillerinde kullanılmak maksadıyla oraya zeytinyağı gönderirsin. Böyle yapan da oraya gitmiş gibi olur.”i

Değerli Müminler

Kudüs, insanlığın en köklü mirasına şahitlik eden cihanşümul bir değerdir. İmanlı bir duruşun, vahye sabitlenmiş bir istikametin ve muhabbete dayanan bir yönelişin sembolüdür. Nice peygamberin aziz hatırasını taşıyan bir İslam şehridir. İlk kıblemiz olan Mescid-i Aksâ oradadır. Sevgili Peygamberimiz, hutbemin başında okuduğum hadisi-i şerifte şöyle buyurmaktadır: “Yeryüzünde ibadet gayesiyle sadece üç mescid için yolculuğa çıkılır: Mescid-i Harâm, Mescid-i Nebevî ve Mescid-i Aksâ.”ii

Kıymetli Müslümanlar

Kudüs, “dârü’s-selâm” diye anılır, yani barışın şehridir. Kudüs, Müslümanların hâkimiyetinde asırlarca özgürlüğün ve adaletin sembolü olmuştur. Sadece müminlerin değil, herkesin ibadetini rahatça yapabildiği, huzur içinde yaşayabildiği bir belde olarak yönetilmiştir.

Ancak işgal edildiği günden beri Kudüs, huzuru ve barışı unutmuştur. Kudüs mahzundur. Avlusundan eksik olmayan çatışma, hakaret ve zulümlerin gölgesinde, Mescid-i Aksâ mahzundur. Aslında bu işgal, müminlerin birliğini, beraberliğini ve mukaddes değerlerini hedef almaktadır. Müslümanların öz vatanlarında, kendi camilerinde ibadet etmelerine engel olmaktadır. Hâlbuki Allah’ın mescitlerine zarar veren ve müminleri ibadetten alıkoyanlar hakkında Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır: “Allah’ın mescitlerinde O’nun adının anılmasına engel olan ve onların harap olması için çalışandan daha zalim kim olabilir? Aslında bunların oralara ancak korka korka girmeleri gerekir. Böyleleri için dünyada zillet, âhirette ise büyük azap vardır.”iii

Aziz Müminler

Filistin’i ve Kudüs’ü işgal etmek, aslında sadece bu bölgede değil, bütün yeryüzünde kaos çıkararak barışa izin vermemek anlamına gelir. Kudüs’te kargaşayı körüklemek ve savaştan beslenmek, aslında insaf, vicdan ve merhamete sırtını dönmektir. Kudüs gibi tarih boyunca insanlığı kucaklayan bir şehirden Müslümanları çıkarmaya çalışmak, aslında tüm insanlığın hukukunu ve şerefini tanımamak demektir.

Mazlumların feryadı arşa uzanırken, yegâne çözüm ümmet-i Muhammed’in bir araya gelerek zulme ve işgale karşı çıkmasıdır. Zira imanlarını ve imkânlarını bir araya getirdiklerinde, Müslümanlar dünyanın en adil ve merhametli gücünü oluşturacaktır. Hakkaniyet ve güven arayan insanoğlunun ortak umudu olacaktır. Unutmayalım ki Kudüs, ümmet-i Muhammed için, çiğnenen harîm-i ismetini ve dağılan vahdetini kurtarma vesilesidir. Ama aynı zamanda Kudüs, viran olan yeryüzü yurdunu, dört bir köşesinden kan ve gözyaşı akan dünyamızı ıslah etme davasıdır.

Muhterem Müslümanlar

Kudüs, İslam yurdudur; Müslümanlara aittir. Aziz milletimiz, Kudüs’e sevdalıdır; Mescid-i Aksâ’yı canından ve malından daha aziz bilmektedir. Dün olduğu gibi bugün de milletimizin desteği ve yardımı, yıllardır Mescid-i Aksâ’nın muhafızlığını yapan Filistinli mazlum kardeşlerimizin yanındadır.

Aziz Müminler

Hutbemi bitirirken birkaç gün önce sınır ötesinde hain saldırıda, ardından Van’da meydana gelen çığ felaketinde ve en son İstanbul’da yaşanan uçak kazasında hayatını kaybeden bütün kardeşlerimize, şehadet şerbeti içen Mehmetçiklerimize, korucularımıza, kurtarma ekiplerimize ve sivil vatandaşlarımıza Yüce Rabbimden rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun!

i İbn Mâce, İkâme, 196; Ebû Dâvûd, Salat, 14.
ii Buhârî, Fadlü’s-salât, 1.
iii Bakara, 2/114.


Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
 

Herkül

Canım Dedem
Yönetici
Genel Sorumlu
Profil Bilgileri
Üyelik Tarihi :
4 Haz 2013
Bulunduğu Yer :
BERGAMA
Mesajları :
31,728
Puanları :
15,862
14 Şubat 2020 Cuma Hutbesi

ALLAH İLE KUL ARASINDAKİ BAĞ

Muhterem Müslümanlar

Okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Her kim iyilik yaparak kendini Allah’a teslim ederse şüphesiz en sağlam kulpa tutunmuştur. İşlerin sonu ancak Allah’a varır.1Okuduğum hadis-i şerifte Resûl-i Ekrem (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Kim, Allah’a kavuşmayı arzu ederse, Allah da o kimseye kavuşmayı arzu eder. Kim de Allah’a kavuşmaktan hoşlanmazsa, Allah da o kimseye kavuşmaktan hoşlanmaz.”2

Aziz Müminler

Varlığımızın yegâne sebebi Allah Teâlâ’dır. O’nun “Ol!” emriyle, gökler ve yer arasındaki bütün varlıklar dünya hayatındaki yerini alır. Bizleri yoktan var eden; kudreti, ihsanı ve yardımı ile yaşatan; nimet verip sınayan O’dur. Sabah uyandığımız andan gece uykuya varana kadar, aldığımız her nefeste, attığımız her adımda, verdiğimiz her kararda Allah’a karşı sorumluluğumuz vardır. Peygamber Efendimiz (s.a.s) bir hadis-i şerifinde bu sorumluluğu şöyle anlatır: “Allah’ın, kulları üzerindeki hakkı, kulların sadece O’na ibadet etmeleri ve hiçbir şeyi O’na ortak koşmamalarıdır.” Bunu yaptıkları takdirde, “Allah’ın kuluna azap etmemesi ve onu cennetine koyması”3Cenâb-ı Hakk’ın mümin kullarına vaadidir.

Değerli Müslümanlar

Yüce Rabbimiz, samimiyetle kendisine iman eden kullarından razı olur. İmanında samimi olmak, gönülden ibadet etmeyi ve güzel ahlâka uygun yaşamayı beraberinde getirir. Mümin, Allah Teâlâ’ya olan muhabbetini, saygısını ve bağlılığını ibadetleri kadar, temiz ve nezih davranışlarıyla da gösterir. Allah Teâlâ, mümin kullarının dua ve yakarışlarına icabet eder. Rızasına erişmek için çalışanları yalnız ve yardımsız bırakmaz. Kul her ne zamanِۜهٰللّاُرْصَنىهتَم“Allah’ın yardımı ne zamangelecek?”diye niyazda bulunsa, Rabbimiz deٌبي۪رَقِهٰللّاَرْصَنَٰنِآَُلَْا“Bilesiniz ki Allah’ın yardımı yakındır.”4müjdesiyle onu karşılar. Nitekim bir kutsi hadiste Sevgili Peygamberimiz, Cenâb-ı Hakkın şöyle buyurduğunu bize nakleder: “Ben, kulumun benim hakkımdaki zannı ne ise öyleyim. Beni andığında onunla beraberim. O beni kendi başına anarsa, ben de onu kendi başıma anarım. O beni bir topluluk içinde anarsa, ben de onu o topluluktan daha hayırlı bir topluluk içinde anarım. O bana bir karış yaklaşırsa, ben ona bir arşın yaklaşırım. O bana bir arşın yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse, ben ona koşarak gelirim!”5

Kıymetli Müminler

İnsanoğlu kimi zaman nankör ve bencil, kimi zaman da aceleci ve gafil davranabilir. Biz kuluz. Bazen Rabbimizin bizi her an gördüğünü, duyduğunu ve bizden salih ameller beklediğini unutabiliyoruz. Günaha düşüyor, bilerek ya da unutarak hata edebiliyoruz. Yolumuzu kara bulutlar kapladığında, ayağımız kaydığında, gözümüze perde indiğinde pişman olacağımız işler yapabiliyoruz.Ancak ne olursa olsun yegâne sığınağımız “merhametlilerin en merhametlisi” olan Yüce Allah’tır. O, affedicidir, affetmeyi sever. Merhamet ve mağfiret kapısını son nefesimizi verinceye kadar açık tutar. Kur’an-ı Kerim’de bize şöyle buyurur:“Ey kendilerinin aleyhine günahta haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları affeder. Doğrusu O çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.”6

Aziz Müslümanlar

Kur’an bizi uyararak şöyle diyor:“Allah’ı unutan ve bu yüzden de Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın.”7
Bu uyarıya kulak verelim. Rabbimizle aramızdaki kulluk bağını özenle koruyup güçlendirelim.O’na hakkıyla ibadet edelim; yalnız O’ndan yardım dileyelim. Rabbimize gönülden dua edelim. İşlediğimiz tüm günahlarımıza tevbe edelim. Unutmayalım ki kim Rabbini unutur ve Onunla arasındaki kulluk bağını koparırsa, Allah Teâlâ da onu rahmetinden uzaklaştırır. Dünyada yüreğine korku salar, ahirette yüzüne bakmaz ve onu büyük bir azaba uğratır.

1 Lokmân, 31/22.
2 Buhârî, Rikâk, 41; Müslim, Zikir, 14.
3 Müslim, Îmân, 48; İbn Hanbel, V, 239.
4 Bakara, 2/214.
5 Buhârî, Tevhîd, 15; Müslim, Zikir, 21.
6 Zümer, 39/53.
7 Haşr, 59/19.


Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
 

Herkül

Canım Dedem
Yönetici
Genel Sorumlu
Profil Bilgileri
Üyelik Tarihi :
4 Haz 2013
Bulunduğu Yer :
BERGAMA
Mesajları :
31,728
Puanları :
15,862
14 Şubat 2020 Cuma Hutbesi

ÜÇ AYLARIN MANEVİ İKLİMİNE YAKLAŞIRKEN

Muhterem Müslümanlar

Okuduğum ayet-i kerimede Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor: “Rabbinizin mağfiretine ve genişliği göklerle yer kadar olan, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için hazırlanmış bulunan cennete koşun.”i
Okuduğum hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.s) bizlere şu duayı öğretiyor: “Allah’ım! Sen affedicisin, Kerîm’sin, affetmeyi seversin, beni de affet.”ii

Aziz Müminler


Yüce Rabbimizin sayısız lütuf ve ihsanı ile ömrümüze bereket, ruhumuza sükûnet katan üç ayların gölgesi üzerimize düştü. Önümüzdeki Salı günü Recep ayına kavuşmuş olacağız. Perşembe gününü Cuma’ya bağlayan gece ise inşallah Regaib gecesini idrak edeceğiz.
Bizleri bu manevi günlere ulaştıran Cenâb-ı Allah’a hamd ü senalar; ümmetine ibadet ve itaati, tevbe ve istiğfarı, dua ve niyazı öğreten Resûl-i Ekrem’e salat ve selam olsun.

Kıymetli Müslümanlar

Üç aylar, gafletten uyanmanın, kulluk bilinciyle arınmanın adıdır. Üç aylar, her yıl heyecanla gelişini beklediğimiz nadide zamanlardır. İlahi rahmet ve mağfiretin varlık âlemini kuşattığı, müminlerin topluca ibadete yöneldiği aylardır.
Rabbimizin kulları için açtığı sonsuz lütuf kapılarının ilki Recep ayıdır. Bu ay, Cenâb-ı Hakk’a iman ve ilticamızın, Resûlüllah’a itaat ve muhabbetimizin nişanesidir.

Değerli Müminler

Recep ayında, iki mübarek gece gönül hanemize misafir olur. Bunlardan biri Regaib gecesidir. Regaib, bütün istek ve arzularımızı Allah’ın rızasına bağlamaya çalışmak demektir. Bu gece, akıp giden hayatımızda asıl kazancımızın Rabbimize yönelmek, kulluk sözümüzü tutmak olduğunu bize öğretir.
Diğeri ise Sevgili Peygamberimizin ümmetine emaneti olan Mescid-i Aksa ile bütünleşen Miraç gecesidir. Miraç, maddi heveslerden manevi değerlere geçmeyi, fani olandan baki olana yücelmeyi bizlere hatırlatır.

Muhterem Müminler

Recep ayından sonra, ruhen ve bedenen Ramazan’a hazırlandığımız Şaban ayı karşılar bizi. Şaban’ın ortasında parlayan Berat gecesi, kederden ve ilahi cezadan kurtulmanın, af ve afiyete kavuşmanın Allah’a kullukta gizli olduğunu hatırlatır bize.
Üç ayların sonuncusu, evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu ise cehennemden kurtuluş olan Ramazan-ı şeriftir. Ramazan; oruç, Kur’ân, infak, zekât, arınma ve tefekkür ayıdır. Ramazanın son günlerinde kadrini bilenler için bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesini ihya ederiz. Ve nihayet Rabbimize itaatkâr bir kul olmanın mutluluğuyla bayrama erişiriz.

Aziz Müslümanlar

Rabbimize gönülden bağlanmak, O’na hakkıyla ibadet etmek ve güzel ahlaka uygun bir hayat sürmek için üç ayları fırsat bilelim. Hata ve günahlarımıza tevbe edelim. Varsa kötü alışkanlıklarımızı terk edelim. Haktan ve hakikatten, iyiden ve güzelden yana yeni bir sayfa açalım. Mahzun gönüllere neşe ve sevinç taşıyalım. “Ben” duygusundan sıyrılıp “biz” olmanın şuuruna varalım. Böylelikle dünyada ve ahirette huzura erelim.
Bu vesileyle mübarek üç ayların ve Regaib gecesinin milletimize ve ümmet-i Muhammed’e hayırlar getirmesini Yüce Rabbimden niyaz ediyorum. Cenâb-ı Hak, Recep ve Şaban ayını bizim için mübarek kılsın ve bizi Ramazan’a kavuştursun.

1 Âl-i İmrân, 3/133.
2 Tirmizî, Deavât, 84.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
 
Üst